21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Aşağıdakiler ve Yukarıdakiler!

Çoğunuz bilirsiniz ve karşılaşmışsınızdır. Büyük şehirlerin otogarlarında, yazıhaneler önünde simsarlar vardı. Yüksek sesle bağırarak müşteri topladıkları gibi, çoğu zamanda ellerinde valiz ya da bavul gördükleri birinin yanına yaklaşarak nereye gideceğinize bile bakmadan, kolunuza yapışır, sizi o şaşkınlık içindeyken çalıştıkları yazıhaneye getirilerdi. Bu şekilde zihinlerini çaldıkları ve kolundan tutup getirdikleri her yolcu içinde prim alırlardı.

İletişim araçlarının korkunç şekilde çeşitlilik gösterdiği, kapsama alanları ile devara boyutlara ulaştığı günümüzde de gezi olaylarından sonra yepyeni bir simsar teşiri ortaya çıktı. Halka rağmen, halk iradesinin karşısına dikilerek beslenen ve efendilerinin önlerine attığı küçük bir kemik parçası kadar prim alarak geçimlerini temine eden bu, şeytanın simsarlarının amacı da, sanki memlekette eşi benzeri olmamış, görülmemiş bir kaos ortamı yaşatmaktır. Tabi ki bu kaos ortamında insanların zihnini çelmek, yaşanan doğal felaket nedeniyle şaşkınlık içinde olanların zaaflarından yararlanarak onları galeyana getirmek ve yaşanan olumsuz ortamı kendi kirli emellerine alet etmek onların birinci görevidir. Kucaklarına oturdukları gazete patronlarından, internetten ve TV kanallarından uzattıkları yontuz gibi kolları ile Turanların düşüncelerine etki ediyorlar ve onları kendilerinin istedikleri kıvama sokmaya çalışıyorlar. Çoğu zamanlarında da başarılı oluyorlar ve hamlelerinde üç beş müşterisi de kandırıyorlar.  Ortama bakılırsa artık bu grubun kendilerini gizleme gayretleri de yok. Bu felaket simsarlarını Doğan Medya, Samanyolu Grubu, Ulusal Kanal ve ne i düğü belirsiz ne işe yaradıkları belli olmayan bazı sendika patronlarından tanıyoruz. Kandan beslenen bu yeni nesil simsarları, Soma da yaşanan faciayı, kendileri için hazine değerinde bir maden gibi buldular.  Maden işçisi toprağın altında can pazarı yaşarken, toprağın üstündeki bir grup da mal bulmuş mağribi gibi halkın duygularını maniple etmek için olanca güçlerini seferber ettiler.

Daha ortada hiçbir şey yokken ilk günden itibaren, eskiden oynadıkları senaryoyu harekete geçirerek hep bir ağızdan AK Partiye yüklenmeye başladılar. Sanki her şeyin sorumlusu hükümetmiş gibi…

Maden faciasından sonra, yer üstündeki, marjinal gruplar sosyal medya, paralel ve doğan medya grubu ve sendika patronları ile bir kısım muhaliflerin izlediği tutum, bir kaza nedeniyle bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını önlemeye yönelik çabalar olduğunu görürüz. Kazanın gerçek sorumlularının ortaya çıkarılması, çabalarını perdelemeye yönelik hareketler olduğunu görürüz. Bu kuşkularımızın doğru olduğunu Aşağıda sıralayacağımız olaylar açıkça doğrulamaktadır.

Dikkat edilirse daha kazanın ilk günü, kazanın sebebi olarak trafo patlaması, aradan biraz zaman geçtikten sonra, grizu patlaması ortaya atıldı, sonra da göçük denildi. Bütün bu aşamalar da sorumlu olması gereken patron yok, sendikadan ise  hiç bahsedilmiyor. İşin garibi bu facia tam işçi vardiyasının değişim saatinde meydana geliyor. İşçi sayısının en çok olduğu bir saatte meydana geliyor.

Facianın hemen ertesi günü, kazazede işçilerin henüz yarısı maden altında iken, medya destekli bazı marjinal gruplar sendikaları el ele vererek sokağı terörizme ettiler. Bir yandan kurtarma çalışmaları, acılı madenci aileleri, çocuklarının eşlerinin akıbetini merak edenler, öbür yanda bu kazayı hükümetin sırtına yüklemek için sokağa dökülenler… Kazanın kurbanları yer altındayken, yerin üstündekilerin bir kısmının, bu tez canlılığı, insanları kuşkulandırmıyor mu?

Peki ya sendikalara ne demeli, işçileri yer altından can derdinde onlar ise sokak da eylem derdinde… Bu nasıl bir sendikacılık anlayışı.

Bu kaza göstermiştir ki; Türkiye de sendikalar ve sendikacılık yasaları yeniden sorgulanmalı ve gözden geçirilmelidir. Çünkü bugünkü sendika ağaları, patronların kucağına oturmuş, işçi hak ve güvenliği ile uğraşacağı yerde, günlük siyasi meselelerle uğraşıyor, bir kısım partilerin kuyruğuna takılarak ilk seçimlerde adamlarını ve sendika patronlarını meclise uğurlamaya çalışıyor. Hükümete suç bulacaklarına, günlük politikalarla uğraşacaklarına, önce iş güvenliği diyerek mücadele etseler daha iyi olmaz mıydı? İşçiden her ay zorla keserek aldıkları sendika paralarını, neden işçi için harcamadılar da, bu paralarla yeni yeni sendika baronları yarattılar. 1 Mayıs da her şeyi göze alıp da ille Taksime çıkacağım diye ortalığı kan gölüne çevirirken, işyerinde iş güvenliği için alınması gerekli tedbirleri hiç toplu sözleşme de dile getirmek için çaba sarf eden bir sendika başkanı gördünüz mü? Bu iş yerinde gerekli güvenlik tedbirleri alınmadı diye grev yapan bir sendika duydunuz mu? Maalesef burası Türkiye!...  Sendikalarımız da henüz Ortadoğu kültüründen kurtulmuş değiller. Oysa soma kazasında ilk hesap sorulması gerekenlerin başında, maden sahibi ve sendika patronları olmalıydı. Bu memlekette ideolojik nedenlerle, aslı astarı ve işçiyi ilgilendirmeyen konular da grev kartını ileri sürme de üstünüze yok. Peki siz işçilerin alın terini sömürerek patronluk yapmıyor musunuz?...

Görülüyor ki, hükümet bu kazadan sonra, böyle felaketlerin bir daha yaşanmaması için gerekli, teknik ve yasal düzenlemeleri yapacaktır. Bunu yaparken de ilk önce eldeki mevzuatın yeterli olup, olmadığının tespit edecektir. Bu bağlamda alın teri ile hayatlarını kazanmaya çalışan işçi kardeşlerimizin, menfaatlerinin korunması açısından Türkiye deki sendikalar ve sendikalar yaralarını çağın şartlarına göre değişecektir.

Hukuk fakültesi sıraların da iktisat dersine gelen ve sol kesimin de itibar ettiği, ancak daha sonra fikir namusu olduğu için aforoz ettiği Doç. Dr. İdris KÜÇÜKÖMER’İN dediği gibi “bu ülke de solcular sağcı, sağcılar da solcudur. Solcular gerici, sağcılar ilericidir”. Sözünde olduğu gibi maalesef solun sahip çıkarak düzeltmesi lazım gelen işçi ve sendikal faaliyetleri yeniden düzenleme işi de AK Partiye kaldı.

Bu münasebette toprağın altına defnedilen işçi kardeşlerimize Allah tan (CC) rahmet, üstte kalan yakınlarını da sabırlar niyaz ediyoruz…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR