21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Avrupa'ya dikkat!

Bundan yıllar önce ikinci dünya savaşından çok büyük ekonomik ve sosyal yaralar olarak çıkan Avrupa devletleri, kendi ekonomilerine can verecek, savaşın meydana getirdiği yıkımı onaracak bir sistem arayışı içine girdiler. Bu amaçla önce ekonomik işbirliği şeklinde tezahür eden AET yi kurdular. Zamanla bu ekonomik birlik siyasi birlik haline dönüştü. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra da birlik zamanla büyüyerek bugünkü halini aldı.                

Avrupa’nın bu siyasi birliği tek bir devlet olma zihniyetidir. Amaç bütün kara Avrupa’sını tek bir çatı altında toplayarak, ABD ve Sovyetler Birliği karşısında yeni bir süper güç meydana getirmekti. Üye devletlerin bölük pörçük olan hukuk sistemleri de yine Avrupa Birliği müktesebatı olarak toplanarak, uygulamayı sağlamak amacıyla da Avrupa parlamentosu oluşturuldu.  Birlik bu parlamentosu sayesinde devlet erki olan yasama ve yürütmeyi tek bir mevzuat altında toplamıştır. Parlamento üyeleri ise üye devletlere tanınan kontenjan miktarı kadar, yerel devletlerin içinde yaptıkları seçimlerde belirlenmektir. Buda göstermeliktir ki AB birlik değil tek bir devlet olma iradesidir.          

Geçenlerde başında çok büyük manşetlerle verilen AP’ su seçimlerini şöyle bir analiz edecek olursak ortaya önemli iki sonuç çıkar. İlki seçimlere katılımın çok düşük oluşudur. Zira tüm kara Avrupa’sında katılım oranı %45’tir. En fazla katılımın olduğu Almanya’da bile %48 olmuştur. Avrupa’da seçmenin %55’i sandığa gitmemiştir. Bu oran birliğin devamının tehlike de olduğunun işaretidir. Avrupa birliği daha tarihsel görevini yerine getirmeden, Avrupalının, gözünden düştüğünün resmidir. Bu oy oranlarından yola çıkarak, AB fikrinin yerel halklarda yeterince tasvip görmediğini veya AB’nin gelecekte halk nezdinde karşılıklı bulmayacağı açıktır.           

Ama bu seçimde aşkla ve şevkle sandık başına giden seçmenlerde vardı. Bunlar gelecekte AB’nin ortak kaderi üzerinde olumsuz etkiler yaratacak aşırı milliyetçi sağ seçmenlerdi. Almanya-Fransa-İngiltere gibi ülkelerde sağ seçmenlerin seçime büyük ilgisi nedeniyle AP.sun da aşırı sağ milletvekilleri önemli ölçüde güçlerini artırdı. Bu sayısal çokluk AB’nin bünyesindeki komisyon çalışmalarında artık aşırı  sağın söylemleri fazlaca duyulacak demektir.               

Şunu unutmamak gerekir ki; Avrupa da aşırı sağ  demek, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı demektir. Avrupa da sağ ve sol kavramları bizdekinin tam karşıtlığını ifade eder. Türkiye’de sağcı denildiğinde umumiyetle dindarlar ve muhafaza karları bu kesim içinde müteala edilir. Solcunun ise net bir tanımı olmamakla beraber, sağcı olmayan kesimleri ifade eder. Özellikle AB’nin kuruluşundan sonra sol kavramı çoklu entegrasyonu, sağ ise entegrasyon karşıtlığını ifade eder. Yani bizde yıllardır sağı temsil eden Müslüman ve muhafazakâr kesim, Avrupa da sol düşünce içerisinde algılanır. Yoksa sol Avrupa’da artık sosyalizmi ifade etmiyor.            

Bu seçimler göstermiştir ki kıta Avrupa’sında bir başka kültürden, bir başka dinden olan insanları görmek istemeyenlerin sayısı gittikçe artıyor. Avrupalı, yalnızca Avrupalılardan oluşan tek tip bir coğrafya istiyor. Farklılıklara, farklı uygarlıklara ve farklı yaşam biçimlerine teamülleri yok. Bu itibarla artık Avrupa’da yaşayan ama Avrupalı olmayan toplulukların hayatları ve gelecekleri risk altına giriyor. Almanya’da sıkça rastlanan Türklere ait evlerin kundaklanması, bunu yapanların faillerinin bulunmaması gibi olgular, olayların arkasında ne o Nazi yapılanmalarının olduğunu ve Alman istihbaratının büyük ölçüde bilgisi dahilinde olduğunu işaret ediyor.          

Burnu büyük Avrupalı politikacılarla Türkiye ve dünyanın başka ülkelerine insanlık ve demokrasi dersi vermeye çalışırken, kendi ülkelerindeki insanlık dışı eylemleri görmezden geliyorlar. Bu aymazlık kendilerinin de sonunu hazırlayacağını hiç düşünmüyorlar. Unutulmamalıdır ki;  kendi önlerindeki koskocaman kuyuyu görmeyenler, dünyaya nizam ve denge getireceklerini iddia edemezler.             

1965 li yıllardan sonra Avrupa’ya binlerce evladımızı işçi olarak gönderdik. Ama bu insanları gönderirken onların hak ve menfaatlerini koruyacak, gerekli düzenlemeleri yapmadık, yaptırmadık. Yıllarca bu kardeşlerimizi birer döviz makinesi olarak gördük. Giderek bu sayı 3-4 milyonlara dayandı. Çevresel ve kültürel faktörler nedeniyle bu neslin ilkleri, kendi inanç ve kültürlerini korudular, ama yeni nesilin büyük bir kısmı ise entegrasyona ayak uydurdu. Gene de bu gençlerimizin nüfus kağıtlarında Türkiye ve İslam haneleri var. Aşırı sağın güçlenmesi sonucu buralarda yaşayan kardeşlerimizin varlığı büyük zarar görecektir. Umarız ki, Avrupa’da yaşayan Müslümanları, kıtada yükseltmekte olan bu kültürel politik faşizmden zarar görmezler. Artık Avrupa kendi ortaçağ karanlığına geri dönüyor. Bizdeki yetkililerin bu gerçeği görüp AB ye gireceğiz diye, yıllarca beklediğimiz, AB kapısında himmet beklemekten vazgeçer ve kendi öz diyarlarına kapılarını açarlar.  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR