21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Ayn-ı El Arab

Güzel Türkiye’miz jeopolitik konumu itibariyle dünyanın en önemli bölgesinde bulunduğu için her zaman rahat bırakılmamış, içeriden ve dışarıdan devamlı tahriklerle, huzur ortamımız baltalanmaya çalışılmıştır. Bu yüzden de Türkiye ayağına takılan bu bağlardan bir türlü kurtulamadığı için ekonomik gelişmesini tamamlayamamıştır. Ne zaman büyük yatırımlara imza atsa, içimizdeki hainler ve dışımızdaki sahte dostlar tarafından tökezlenmeye çalıştırılmıştır.

İşte milletçe sevinç kaynağımız olan Kurban Bayramı'nı kutlarken, bu sevincimizi yine kursağımızda bırakan Kolani-IŞİD arasında cereyan eden çatışmaları endişe ile izledik.

Bugün herkesin dilinde yer tutan kobani dedikleri bir yeri haritalarda göremezsiniz. Tüm literatürde bu şehrin veya yerin adı Ayn-ı el Arab olarak geçmektedir. Öncelikle şunu bilmemiz gerekir; Kobani diye bir şehir adı yoktur. Bugün medyada ve basında çokça yer tutan Kobani dedikleri yer Osmanlı zamanından beri nüfusunun çoğunluğu Arap olduğu için Aynel Arab adıyla anılmaktadır. Aynel Arab'ın Türkçe'deki karşılığı da "Arap gözü", "Arap pınarı" veya "Arapların baharı" manalarına gelir. Sultan 2. Abdülhamit han zamanında Bağdat demiryolu hattını yapan şirket, Aynel Arap yakınına bir istasyon kurmuş ve bu istasyonun adına Frenkçe Campany (company) adını vermiştir. Bu kelime belki de aynı kelimenin bozuk bir Kürtçe telaffuzu olarak kullanılmış olabilir. Aslında bu isim daha çok ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Zira ABD, Irak’ı terk ederken başına da Şii Maliki'yi getirmiş, Irak’ın kuzeyine de bugünkü Kürdistan özerk bölgesini inşa etmiştir. Maliki yönetime geldikten sonra, bu bölgede Sünni Araplar ve Türkler üzerinde asimilasyon hareketini başlatmış, Sünniler üzerinde büyük bir baskı kurmuş, idari ve askeri alanları Sünniler'e tamamen kapatmıştır. Maliki'nin bu zaafından istifade eden Irak Kürt Yönetimi, batıya doğru genişleme politikası güderek Türkiye’nin Suriye sınırının yanında yer alan Aynel Arab'a kadar olan bölgeyi işgal ederek, Suriye PKK'sı olan PYD vasıtası ile bu bölgeyi Kürt hâkimiyetine almaya çalışmıştır. Bu amaçla da çoğunluğu Arap ve Türkmen olan Aynel Arap (Kobani) dan, bizim bazı doğu illerinin köylerinde yaptıkları gibi, baskı uygulayarak, ikamet edenlerin mal ve canlarına kastederek bu bölgeden ettirmişlerdir. Yerlerine de Irak'tan getirdikleri Kürt nüfusunu yerleştirerek çoğunluğu sağlamışlardır. Bu da gösteriyor ki; birilerinin tarihte Aynel Arap diye bilinen ismi, kobani şekline çevirerek, o bölgede sadece Kürtler'in yaşadığı algısını yerleştirmeye çalışıyorlar.

Peki Aynel Arap taraflar için neden önemli?...

IŞİD bu bölgede Kobani'nin etrafındaki bütün bölgeleri ele geçirmiş ve hakim durumdadır. Kani şehri ise bu bölgenin tam ortasında kalmaktadır. IŞİD bu bölgeyi alırsa, bölgeler arasındaki kesintisiz irtibatı sağlayacak ve diğer bölgelere doğru ilerlemesi lojistik olarak kolaylaşacaktır.

Suriye PKK'SI PYD Ocak ayında ilan ettiği 3 kontundan birisi Kobani'nin bulunduğu alandı. Sözde bu üç konton arasındaki Araplar'ın çoğunluğundan olan yerler IŞİD’in elindedir.  Eğer Aynel Arap tamamen düşerse kontonlar arasındaki irtibat zayıflayacak, hâkimiyeti de azalacağı gibi, psikolojik olarak karizması çizileceği için önemli bir kırılma noktası meydana gelecektir. Bu kırılma noktası da PKK’nın sonunu hazırlayacak bir başlangıç olacaktır.

Sınırlarımızda bütün bunlar olurken Türkiye görevini yerine getirmeye çalışıyor. Hiçbir etnik ayrım yapmadan savaşın şiddetinden ve yıkımdan kaçan insanlara kucak açıyor. Onların önüne her gün bir tas sıcak çorba çıkarabilmek ve barınma ihtiyaçlarını gidermek için imkânlarını zorluyor. Kendi insanımıza yedirilmesi gereken milyonlarca TL’yi sığınmacılara tahsis ediyor.

Muhalefetin hali ise tam bir garabet ve magazinlik. Önce tezkereye "hayır" diyorlar, Türk askerinin sınır ötesi bir harekâta girmesini istemiyorlar, arkasından Türk askerini kara harekâtına sokabilmek için çeşitli entrikalar çeviriyorlar. Önce imzalamadıkları tezkereyi, şaşkın ördek misali sonradan TBMM’den sadece Kobani için hükümetin tezkere getirmesini istiyorlar. Hiç düşünmüyorlar. Türk askerinin Kobani'ye girmesi resmen Suriye ile savaşa girmemizdir. Çünkü dünyadan IŞİD diye bir ülke yok, orası Suriye toprağıdır.

İçimizdeki PKK uzantıları da Türkiye Kobani'ye asker göndermedi diye okulları yakıyor, dükkânları yağmalıyor, sonuç da burnunun dibine dikilen IŞİD bayrağını indirmek yerine, gölgesinde özgürce yaşadığı Türk bayrağını indirmek istiyorlar. Mehmetçik'e haince pusu kurarak kahramanlık taslayanların gerçek güçleri de ortaya çıktı… Kobani'de ırkdaşları, kardeşleri katledilirken her biri hudutta tepelere bağdaş kurmuş sigaralarını tüttürerek seyrediyor, IŞİD'in karşısına çıkıp da savaşma cesaretini göstermiyorlar… Yardım için sınırı geçenler ise iki saat sonra tekrar geri dönüyorlar…

Ne kadar acıdır ki; artık Ortadoğu dış güçlerin legal ve illegal müdahalesi sonucunda "yağma haranın böreği"ne dönüşmüş vaziyette. "Batan geminin malları bunlar" diyerek şehirler ve köyler kapanın elinde kalıyor. Sınırlar devamlı değişiyor, bu değişimi silahlar yapıyor. Musul'da örneğini gördüğümüz ve Barzani'nin “Musul’u IŞİD’in elinden biz kurtardık, çıkmayız” şeklinde demeçler vermesi bu nedene dayanmaktadır. Bu algı operasyonu planın bir gereği,  "Türkmenleri IŞİD’in elinden Barzani kurtardı" algısı oluşturulmaya çalışıldı.

Sonuç olarak, Türkiye bu süreçte, mevcut duruma anlık sonuçlar itibariyle bakmamalı… Olaylar karşısında günübirlik politikalar üreterek değil, satranç gibi uzun vadeli stratejiler üreterek hamleler yapmalıdır.  

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR