21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Çağımızda kul hakları

İnsan ana rahmine düştüğü andan itibaren, yaradanın kendisine kader olarak kıldığı bir çevre içinde yaşar. İçinde bulunduğumuz çevremiz de, alışkanlıklarımızı, düşüncelerimizi ve davranışlarımıza yön verir. İyi insan ve kötü insan gibi değer ifade eden kavramlarda yaşadığımız toplumun, bizim hakkımızdaki idrak ve algılarıdır. Böyle olunca da bir insan olarak çevremize ve çevremizdeki yaşayan diğer canlılara karşı yükümlülüklerimiz vardır.         İyi insan olacak isek, yaşadığımız topluma karşı müspet katkımız olmalı, davranış şeklimizi de, diğer bireylerin yaşam olanlarına, hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden sürdürmeliyiz. Böyle bir düşünce tarzı sonucu da ortak akıl dediğimiz kavram ortaya çıkar. Herkes hak ve özgürlüklerini kullanırken, içinde bulunduğu toplumda yaşayan bireylerin, yaşam olanlarını ihlal etmeden, dinin, örfün ve âdetin çizdiği hudutlar içinde kalmalıdır. Yoksa fert olarak yaşadığımız hayatı, kendimize zindan ederiz.

Sıcak bir ramazan günü, Allahın emri gereği, akşama kadar uzun yaz günü, kavurucu güneşin sıcaklığından kurtulmuş evinize geldiniz. Elinizi yüzünüzü yıkayıp biraz serinledikten sonra, İftara yarım saat kala evinizin balkon kısmına iftar sofranızı kurdunuz. O günkü şartlarda maddi durumunuzun elverdiği ölçüde iftarlıkları sofra üzerine dizelediniz.  Orucun verdiği manevi haz içerisinde iftar saatini beklemeye başladınız. Üstelik birkaç ahbabınızı, eşinizi dostunuzu da iftara davet ettiniz. İftar saatine 10 dakika kadar kala, balkonda hem gelecek misafirleri gözlüyor ve hemde hazırlık babında çorba kâselerinizi de doldurdunuz.  Tam bu sırada beklediğiniz misafirleriniz aşağıdan göründüler, biz geldik diye bağırdılar. Zamanlamanız çok mükemmel, hemen iftar sofranızdan kalkarak, misafirlerinize kapıyı açtınız, kısa bir ayaküstü hoşbeşinden sonra misafirlerinizle birlikte iftar vakti yaklaştığı için doğrudan balkonda bulunan sofranıza oturmalarını söylediniz. Fakat o da ne? Sofranın her yeri kıl yün toz toprak içinde kalmış. Özenle hazırladığınız çorba kaseniz, salatanız, kompostonuz içine kıl yün dolmuş. Özenle hazırladığınız ve kendi hazırladığınız sofranız mahvolmuş, Önce şaşırıyorsunuz. Acaba bunu kim yaptı diye düşünürken, pat küt sesleri ile üstünüzdeki dairede oturan komşunuz büyük bir pişkinlikle yollukları, battaniyeleri, yastık ve yorganları silkelemeye devam ediyor. .. Laf söyleseniz bir türlü söylemeseniz bir türlü… Söylerseniz artık olan oldu, Belki bundan sonra böyle bir harekette bulunmayacağını ümit ediyorsunuz.  Ama nafile… Huy bir türlü değişmiyor.

Bu ve buna benzer olaylar,  yaşadığımız hayatta hepimizin başına mutlaka gelmiş veya bizzat şahit olmuşuzdur. Zira bu olaylar, modern çağda yaşam alanlarını adil paylaşım kültürüne sahip olmadığımızı açıkça göstermektedir. İnsanoğlunun topraktan koparılarak dikey apartman ortamını tercih etmesi sonucu ortaya kul hakkı ihlallerini çıkarmıştır. Orta ve daha önceki çağlarda apartmanlarda toplu yaşama olmadığından, kul hakkı ihlallerine pek rastlanmıyordu. Zira modern çağda ise duvarların, tavanların, merdiven boşlukları çatı ve çatı katlarının ortak kullanıldığı, form mekanlardan bahsediyoruz. Bu ortak kullanım mekanları, hayatımızı kolaylaştırıyor ve belki de yaşadığımız mekana bir değer  kazandırıyor  olsa da, bunun bir de külfeti vardır. Müşterek mekanların kullanımından doğan sorumluluk ve masraflarında ortak  paylaşılacağı aşikardır.

Modern yaşam tarzında iç içe geçmiş bir ortamda, olabilecek kul hakkı ihlallerini, birkaç kalem de saymak mümkün değildir. Binanın demirbaşlarına zarar vermek, hor kullanmak, komşunun namusunu, mahremiyetini korumak, yüksek sesle müzik dinlemek, olur olmaz zamanlarda tamirata girişmek, merdivenleri temizledikten sonra pisliği aşağıdaki katlarda bırakmak, balkonda içtiğinin sigara ve küllerini aşağıya atmak vs. bu kul haklarından bir kaçıdır.

İşte toplu yaşamın ortaya çıkardığı bu sorunları gidermek amacıyla devlet kat mülkiyeti kanunu çıkarmış ve kişilerin yaşam tarzlarını bu yasa ve yönetmeliklere göre çözmeleri gerektiğini belirtmiştir. Ancak bu yasa da sorunlara çözüm getirmemiştir. Zira en basitinden, üst kattaki komşunuzdan banyo ve mutfağınıza akıntı olsa yasal olarak yapacağınız şey mahkemeden tespit getirmek, dava açmak, icraya vermek, usta bularak icra marifetiyle aksaklığı gidermek mümkündür. Ama bu yol hem masraflı ve hem de en az 6 aydan fazla süre geçer. Bu arada akıntının meydana getirdiği pis kokuları koklarsınız. Bu yasada kat malikleri arasındaki sorunları çözmekten uzak olmuştur.

Birlikte yaşamaktan kaynaklanan bu tip sorunların çözümü ancak zamanımızda ahlaki ve manevi pencereden bakmakla mümkündür. “Komşusu aç iken, tok sabahlayan bizden değildir.” Yerdeki bir çöpü kaldırmak sadakadır. Vb. gibi hadisleri iyi anlarsak daha düzenli bir apartman hayatına kavuşuruz.

Peygamberimiz ashabına komşu hakları hususunda o kadar tavsiyede bulunmuş dur ki “Ashab biz komşuyu, komşuya mirasçı kılacak zannettik.” demişti. İnsana evlattan daha çok yakın komşudur. Evladını evlendirirsin çeker gider, bir derdin oldumu anında yetişmez. Ama tehlike anında bağırdığında ilk kapını çalacak komşundur. Pratik hayatta çoğu zaman çocukların, anne baba vefat ettiğinde cenazesine bile yetişemediklerini şahit oluyoruz.

Velhasıl yaşadığımız toplum içerisinde herkes hareketlerini ve davranış biçimlerini çok iyi sonucunu kestirmeden ve başkalarının yaşam alanlarına tecavüz etmeden hayatını sürdürmelidir…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR