21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Çanakkale geçildi

Yıl 1915… Ağaçların yavaş yavaş kendine gelmeye başladığı, çiçeklerin derin kış soğuklarından kurtulup kendilerini güneş ışığının sıcak kollarına atmak istediği bir ilkbahar sabahında, birdenbire seferberlik davulu çalmaya başlamıştır. Köyümde oturanlar, o tarihlerde bu davulun ne manaya geldiğini çok iyi bilirler. Devlet elindeki hazır kuvvetlerle düşman saldırılarını def edememiş, sıra halkın yardımına gelmiştir. Davul sesini duyan anneler, babalar, gelinler ve bacılar artık bu vatan için sevdiklerinden firak zamanının geldiğini anlamışlardır. Olsun… Ondan önceki nesiller bu vatanı kendilerine kanları, canları pahasına emanet bıraktılar, sıra bu sefer kendilerine gelmiştir. Zira devletin bekası için sevdiklerinden vazgeçilirdi.          

İşte bu duygular içinde Bursa- Yenişehir İlçesi Menteşe Köyü’nde böyle bir sabah annemin babası dedem Çakır Ali Oğlu Hakkı da, seferberlik davulu ile birlikte geride sevdiklerini bırakarak cepheye sevk edilmek üzere, yaya bir vaziyette yola çıkarılmış. O tarihlerde ittihatçı sergerdelerin talan ettiği, kötü yönetimleri sonucu yoklukların ve sefaletin kol gezdiği bir ülke haline getirdikleri vatan topraklarını, yabancılara peşkeş çektikleri gibi, milletini de aç ve susuz bıraktıkları bir dönemdir. Ninemin anlattığına göre, dedem ayağında yırtık bir çarık, yamalı bir potur (bugünkü pantolon) kendisinin koyunların yününden devşirip ördüğü bir kazak… O gün bulunabilen normal bir giyecek. Zira memlekette sanayi –fabrika hak getire… Günün idarecileri vatandaşının ihtiyaçlarını giderecek işyerleri ve fabrikalar kurma yerine, iktidar ve güç kavgaları ile meşguldür. Milletin sırtında poza pişiren bir bürokratik yapı… Halk onlar için sadece bir enstrümandır. Çalışacak, üretecek, vergisini verecek istediklerinde askere giderek canını verecek bir objedir.            

İşte dedem rahmetli böyle bir zamanda kâh yaya, kâh kağnı arabaları ile köyden Bursa’ya oradan da Çanakkale 51. Alaya ya sevk edilmiş… Hiçbir askeri deneyimi, silah talimi falan verilmeden, eline tutuşturdukları bir çakaralmazla mermilerin ve top güllerinin yağmur gibi yağdığı bir harbin içine atılmıştır. Rahmetli 2 ay kadar Arı burnu muharebelerinde savaşmış ve şehit olmuştur. Onunla birlikte binlerce ve hatta yüz binlerce evladı Fatihan geri dönmemiştir. Daha sonrada rahmetlinin künyesi köye gelmiş, bu haberden 4 ay sonra annem dünyaya gelmiş, adını da dedemin hatırasını ölümsüzleştirmek amacıyla Hediye koymuşlar.       

Onlar için Çanakkale kutsal vatan toprağı idi. Bu topraklara namahrem eli değmemişti, değmeyecekti. O zamanın Avrupa devletleri, emperyalist amaçlarla Anadolu’yu işgal ve bölmek için kabaran iştahlarını tatmin amacıyla var kuvvetleri ile saldırdılar. Bunun içinde sadece Avrupa değil, deniz aşırı ve hatta okyanus ötesinden bile, Avusturulya ve Hindistan’dan da asker getirmişlerdi. Mağrur bir vaziyette donanmalarını Çanakkale önlerine demirlediklerinde, bu millet gövdesini siper etti, atılan mermi ve gülleleri göğsünde söndürdü, imkânsızlıklara rağmen yılmadı ve sömürgeci güçleri Çanakkale den içeri sokmadı. Geldikleri gibi gittiler ve hemde önlerine, bakarak perişan bir vaziyette.              

Daha sonra, silahlı güçle sömürgeciliğin yapılamayacağını, yapılsa bile, milliyetçi unsurların kabarması nedeniyle devam ettirilemeyeceğini anlayanlar, bugün kaleyi içten fethetme yoluna gittiler. Bunda kısmen de içimizdeki satılmışlar ve hainlerin rolü oldu. Önce bu milleti geçmişinden (dedesinden – nenesinden) Yani Osmanlı’dan uzaklaştırdılar. Harf devrimi ile kara cahil bir toplum yarattılar. Diğer devrimlerle de insanımızın kültürünü, hayat tarzını dejenere ettiler. Çağdaşlaşma adı altında kabul ettirdikleri yasal düzenlemelerle,  mazisinden kopuk köksüz ve dayanaksız mantar gibi yerden biten bir millet oluşturdular. Ve bunu temin içinde kurdukları faşist düzenlemelerle milletin kafasına vurarak, kendine gelmesine mani oldular.              

Sonuç olarak da, bugünkü, ruhsuz, inançsız, Allah korkusundan uzak, vatan ve milletin ne olduğunu bilmediği gibi, insan onur ve haysiyetini tanımayan, hoş görüşsüz, ruhu sadece kandan ve gözyaşından beslenen Vandal bir nesil yetişti. Maalesef bizi idare edenler, Çanakkale ruhunun yeniden canlanması için, bürokrasi de, Milli Eğitimde radikal adımlar atmadılar.  Bugün Çanakkale geçildi. İhanet tohumları da toplumda yavaş yavaş yeşermeye başladı. Bu ateş etrafımızı ve tüm benliğimizi sarmadan, kendi öz benliğimize dönmeliyiz. Yoksa bu nemelazımcı ruh halimizle, sokaktaki 3-5 dediğimiz zibidiye, sokakları teslim ederiz.            

Allah şefaatine nail eylesin, Rahmetli dedem Çakır Ali Oğlu Hakkı mezarından kalkıp şu halimize bir nazar eylese acaba ne yapardı ne ederdi?

                                                                                              

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR