21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

CHP demokrat mı, despot mu?

Bugün çoğumuzun, ağzına sakız yaptığı beynelmilel kelimeler vardır. "Cumhuriyet rejimi ve Demokrasi" kelimesi bunlardan en akla gelenidir.  Herkes toplumda karşılık bulmayan görüş ve düşüncelerini değer kazandırmak ve pekiştirmek için bu iki kelimeye sarılmıştır. Ama hiç kimse bu iki kelimenin ne manaya geldiğini ve kapsadığı alanların ne olduğunu araştırmamıştır. Bunun içindir ki; olur olmaz yerlerde kullanılan bu sözcükler zamanla en büyük istismar ve haksızlıkların da kaynağı olmuştur.

Aslında bakarsak Cumhuriyet kelimesi Türkçe değildir. Dilimize Arapça'dan gelmiş bir kelimedir. Sözlükte çoğunluk, ahali ve büyük çoğunluk manalarına geldiği gibi, Milleti ifade etmekte de kullanılmaktadır. Bir yerde Cumhuriyet, seçimle iş başına gelmiş ve milletin hakimiyetini üstün tutan bir rejimdir.

Siyasi bir rejim olarak düşünüldüğünde, millete dayanan gücünü milletten alan bir devlet şeklini ifade eder. Dolayısı ile iktidarın millette olduğu bir sistemdir. Bundan dolayıdır ki, Cumhuriyet'te hakimiyet bir kişi ve zümreye değil, toplumun bütün kesimlerine aittir. Bu anlamda başta parlamento ve devlet bakanı olmak üzere, devletin temel organlarında görev ve yetki alan kişiler seçimle iş başına gelir. Bunların belirlenmesinde vesayet ve veraset gibi kavramlar rol oynamaz.

Bugüne kadar, bu millete müspet anlamda hiç bir şey vermemiş, memleketin maddi ve manevi kalkınmasında kendi tabiriyle "muasır medeniyet" üstüne çıkma kavgasında, sadece sözden başka bir katkısı olmamış, aksine milletin inancını, kültürünü, tarihini topyekun inkar ederek, yok saymış CHP tandanslı gafillerin en çok sarıldıkları ve hatta her halükarda "Cumhuriyet'i biz kurduk" nevinden böbürlenerek abes laflar ettikleri malumunuz. Sorarsanız, CHP olmamış olsaydı, bu memlekete demokrasi gelmez Cumhuriyet rejimi kurulmazdı... Bu şekildeki mülahazalarla şeflik devrindeki Cumhuriyet ve demokrasi adı altında yaptıkları rezaleti bilmeyenler de, CHP’yi Cumhuriyet'in banisi ve hamisi zannederler. Böylece sunduklarını zannettikleri bu güzel rejime olan hayranlık ve bağlılıkları sonucu bazıları minnet duyguları içinde hareket ederek bu zihniyeti desteklemeye devam ederler. Halbuki Cumhuriyet'in ilk yıllarında CHP’nin anladığı manadaki bir rejim tamamen tiran ve bürokratik despot rejimidir.

Cumhuriyet rejimi ile demokrasi anlayışının işleyiş ve varlığı için mihenk taşı seçimlerdir. TC. Anayasasının 67 maddesi ile önceki Anayasalarda, vatandaşların seçme ve seçilme haklarının olduğu yazılıdır. Ancak anayasalarda sadece seçme ve seçilme hürriyetlerinden bahsedilmez, bir de bu seçimlerdeki uygulamalar, özgürlük anlayışının algılanmasına vesile olur.

1927 yılından itibaren Türkiye’de gerçekleştirilen seçimleri incelediğimiz zaman CHP’nin ne kadar demokrat ve özgürlükçü olduğu görülür.

Sözde özgürlükçü ortamda ilk seçim 1927 de yapıldı. Bu seçimde katılım oranı %20 civarındadır. Seçim propagandası yasaktır. Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek bütün siyasi partiler kapatılmış sadece Mustafa Kemal’in kurduğu CHP seçime katılmıştır.

1931 yılında yapılan seçimlerde de Menemen olayları bahane edilerek gene ülkedeki tüm siyasi partiler kapatılmış, seçime sadece CHP girmiştir.

1935, 1939 ve 1943 yıllarında yapılan genel seçimlerde sadece CHP adayları katılmış, tüm adayları CHP tespit etmiştir. Bugünkü manada ilk serbest seçim 1946'dadır. Bu seçime DP ve CHP katılmış, ancak millet iradesiyle alay edercesine seçim kanununda CHP tarafından kabul edilen ve "açık oy, gizli tasnif" sonucu, DP kazandığı halde yapılan gizli tasnifte DP’nin bütün oyları birleştirme tutanaklarında CHP hanesine yazılmıştır. Milletin önüne alternatif getirilmeden yapılan bir seçime, seçim denemez. CHP bütün seçimlerde kendi söylemiş, kendi oynamıştır. Hiçbir zaman zahmet edip de, "bu millet ne istiyor, bana niye oy vermiyor" diye düşünmemiştir. Her zaman kendi yanlışlıklarını, bu millete dayatmıştır. Her anayasada teminat altına alınan temel hak ve özgürlükleri yok edilmiş… Milleti inancından, tarihinden, dininden velhasıl tüm manevi değerlerinden kopararak, geçmişi ile olan tüm bağlarından koparmıştır. Bunu yaparken de zorla ve dipçiği sonuna kadar kullanmıştır. Koskoca Türk milletini, halk haline dönüştürmeye çalışmıştır. Zira halk dediğimiz kavramın içi boştur, sadece bir öbeği veya birlikteliği ifade eder… Kültürü, inancı, ortak ve kutsal değerleri yoktur. Eline sopayı alan halkı yönetir. Ama millet kelimesi, ortak tarihi, ortak dili, dini kültürü ve ortak inançları olan topluluğu ifade eder. Milleti ise ancak milletin içinden gelen ve millet olma bilincini şiar edenler idare edebilir. Bunu bilen millet tüm seçimlerde CHP’yi çöplüğe gömmüş, hiçbir zaman millet idaresini onlara ( ihtilallar hariç ) teslim etmemiştir.

En başta 1938 senesinde yapılan olağanüstü kurultayda yaptığı tüzük değişikliğiyle, tüzüğün 3. maddesine partinin değişmez başkanı İsmet İnönü’dür, 4. maddesine partinin değişmez başkanı sadece vefat, vazifeyi yapamayacak derecede hastalık ve istifa ile değişebileceğini tüzüğüne yazarak sanki bir nevi şeflik saltanatını getiren, bugün seçimi kabul etmeyen, bu devletin sahibi olarak sadece CHP’yi gören, milleti ırgat, sadece kendini efendi gören bir zihniyete demokrat denilebilir mi? 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR