21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Dil neden önemlidir?

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden birisi dil, diğeri de yerine göre her halükarda farklı çevrelere uyum sağlayabilme becerisidir. İnsan olmanın en önemli unsuru olan dil sayesinde  insanlar, beyin fırtınası yaparak sahip oldukları fikir, bilgi ve düşünceleri birbirlerine ve gelecek nesillere aktarırlar.

Dil olmasaydı insanlık camit bir varlık haline gelir, hayvandan farkımız olmazdı. Neyin yanlış, neyin doğru, neyin iyi neyin kötü olduğunu bize öğreten dildir. Ha bu arada dili maddi bir varlık olarak da anlamamak gerekir. Yoksa Allah (cc) bütün canlılara dil vermiştir ama onlar, konuşamazlar, meramlarını ifade edemezler. Bizim kast ettiğimiz dil ise konuşma dediğimiz olguyu ifade eden unsurdur. Onun içindir ki, toplumlar dilin ortaya koyduğu kavramlar üzerinde çok duyarlı olmuşlardır. Hatta dili içtimai bir kurum kabul ederek, fertlerin üzerinde ve bütün bir cemiyetin malı olarak kabul etmişlerdir. Bir cemiyeti ayakta tutan, onun varlığını sağlayan ve devam ettiren, toplumda sarsılmaz bir birlik anlayışını yaratan kurum da dildir.

Kurana göre de, lisan ve beyanı insanı veren Allah (cc) dır. Dünya üzerinde farklı farklı dil gruplarının olması da, insanın yaratıcısını tanımasına  bir işarettir. Rum süresi 22 ayetinde, “O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması, lisanlarımızın ve renklerimizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için alınacak dersler vardır” Bunun içindir ki, dili maddi bir varlık olarak kabul edersek, insanın konuşabilmesi, iç dünyamızın dışa aktarılması ve meramını ifade etmesi mümkün değildir. Maddi olarak  dil  elimiz gibidir. Onunla sadece yemeğin tadını alabiliriz, sıcaklığını, soğukluğunu hissedebiliriz. Allah (cc) dile konuşma, beyan, ifade özelliğini vermemiş olsaydı, bizim konuşmamız mümkün olmayacaktı. Allah (cc) dilimizi beyan vasıtası olarak görevlendirdiğinden konuşabilmekteyiz. Onun içindir ki, tüm anayasalarda beyan (ifade) özgürlüğü insanlara tanınmış ve kutsal sayılmıştır. Rahman suresi 1-4 ayetlerinde, “Rahman Kuranı öğretti, insanı yarattı, ona beyanı öğretti” buyrulmaktadır.

Onun içindir ki, bugün dilimiz ekmek kadar, su kadar bizim için önemlidir. Özgür düşünce ve bağımsız bir varlık haline gelmemiz dil sayesindedir. Başka milletler üzerinde sömürü düzenlerini sürdürmek isteyen emperyal güçler önce o toplumun dilini yok etmişler veya yozlaştırmışlardır. Bu kültür emperyalizmi sayesinde de toplumların geçmişle olan bağları kesilmiş, geçmişimizi bilmeyince, anlamayınca da geleceğimize yön veremediğimiz için sağa sola savrulup gitmişiz. Aslında bugün gündemi meşgul eden Osmanlı alfabesine dönüş, bizim geçmişimizle olan kültürel ve tarihsel bağlarımızın kurulmasına sebep olacaktır. Geçmişimizi anladığımızda, bize bugüne kadar deva diye yutturulan zehirleri kimlerin tezgahladığını öğreneceğiz. Bazı odakların, Osmanlıcaya dönüşü sanki "geriye dönüş" olarak gösterme çabaları için olduğu yaygarasını yaymaya çalışmaları, onların iç yüzlerinin ortaya çıkacağı içindir. Pekala onlarda Osmanlıca diye bir dil olmadığını biliyorlar. Osmanlı'nın da, şimdilerde bizim de konuştuğumuz dil Türkçe'dir. Hükümetin bugün Osmanlıca'nın okullarda okutulması hususunda getirdiği düzenleme Türkçe'nin sadece Osmanlı harfleri ile yazılması şeklidir. Nasıl ki bugün, dün vatanımızı istila eden ve bize yaşam hakkı tanımayan İngiliz’in, Almanın, Fransız'ın dilini öğretiyorsak, mecburi ders olarak okutuyorsak, Artık Osmanlı'nın  torunları da Osmanlı Alfabesini öğrenecek ve geçmişi ile barışacaktır.

Bugün "harf devrimi"  deyip bize yutturulan Latin alfabesini bu topluma kabul ettirenlerin kimler olduğunu bazılarının bir zahmet internetten araştırmalarını öneririm. 1932 yılından beri Türk Dili Kurumunu idare edenlerin kimler olduğunu, Türk dilini nasıl yozlaştırdıklarını lütfen görsünler.

Ben söyleyeyim,  TDK'nın 1932 yılından 1979 yılına kadar derleyip düzenleyen başındaki en yetkili kişi ermeni Agop Martayan'dır. Bu adam Robert Kolej mezunu bir Ermeni'dir.Yedek subaylığı sırasında güney cephesinde İngilizler'le işbirliği ve casusluk faaliyetlerinden dolayı, yurt dışı edilmiş, Türk vatandaşlığından çıkarılmış, Beyrut ve en son Sofya'da Ermeni okulları açarak öğretmenlik yapmış, 1932 yılında M. Kemal tarafından İstanbul’a çağrılarak 1. Türk dili konferansına yine Gardikyan, Kevork Simkeşyan , İstepan, Mikran Bedros ve Hırant efendilerle birlikte uzman olarak katılmış ve o tarihten itibaren de öldüğü 1979 tarihine kadar Türk Dil Kurumunun başında başuzman ve sekretarya görevinde bulunmuştur.

Kendisi Mustafa Kemal'e Atatürk ismini BM Meclisine önermiş, Atatürk de ona Dilacar soyadını vermiştir. Ölüm tarihine kadar da hiçbir zaman kendi isminin baş kelimesini kullanmamış daima Agop olduğu halde A. Dilaçar olarak yazılmıştır. Öldüğünde de Agop adı duyulmasın diye ölüm ilanı Adil Dilaçar olarak TRT'de duyurulmuştur. Bu bilgiler gizli saklı değil internette bu adamın adını yazdığınızda karşınıza çıkacaktır.

İşte bugüne kadar Türk dilini anlaşılmaz ve köklerinden koparanlar, yozlaştıranlar bu adamlar olmuşlardır. Osmanlı Alfabesi sayesinde bu millet gerçeği arayacak ve bulacaktır.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR