21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Dilin yozlaşması

Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan bir araçtır. Tek tek aynı dili konuşan insanlar bir araya gelerek millet dediğimiz bütünü oluştururlar. Zira milleti var eden unsurların başında dil gelir. Bu sebepledir ki dil ve millet arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürümemesi, dilin yozlaşması milletin çözülmesi ve yozlaşmasını hızlandırır.

Dil aynı zamanda milletin ortak kültürü olan değerlerin, gelecek kuşaklara taşınmasında en önemli kanıt olduğundan; dilin yozlaşması zamanla kültürel bozulmayı da hızlandırır.

İnsan dil ile konuşur, dile ait kavramlarla düşünür ve anlaşır dinsel imgelerle de inanır. Zira dil kelimesinin Arap lisanındaki lügatteki karşılığı gönül” dür. Kalptir. Aynı zamanda dil imanın ve inanmanın başlıca aracıdır. Kul dil ile inanır ve allahını bulur. İnanmanın bir şartı da, inandığını dil ile söylemektir. İtikatta tabi olduğumuz maturidi mezhebine göre iman, “ dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir.” Yani Allaha iman etmiş olmak için lisanı ile kelimeyi şahadeti söylemek elzemdir.

Diller kendi kuralları içinde zamanla yavaş yavaş gelişir ve yenilenirler. Uzunca bir zaman dilimi içinde bazı kavramlar unutulur, yerini başka ve yeni yeni kavramlar alabilir. Çünkü dünya çapında kültürler birbirinden etkilendiği gibi, dil ve dillerin unsurları da birbirlerinden etkileşirler. Ancak bu etkileşimi, o toplumlarda yaşayanların kabulü ve yavaş yavaş sindirmesi ile mümkün olur. Bireye rağmen, dildeki kavram değişikliklerini halka dayatamazsınız. Zira halk dediğimiz varlık kendinden olmayanı her zaman reddetmiştir.

Görevi, Türk dilini koruma ve geliştirme olan Türk Dili Kurumu, 1970 yıllarda dilimizi modernleştirme düşüncesi altında bazı yeni yeni kavramları halkın idrakine yerleştirmek ve güya Türk dilini yabancı dillerden arındırmak maskesi altında operasyona girişmiştir. Türk dilini koruyacağım diye istiklal marşının karşılığını “ Ulusal düttürü “ Aşevini “ toplumsal otlangaç”  otobüsün karşılığını “ bas götürgeç “ gibi hiç kimsenin asla kabul edemeyeceği kavramları sokmaya çalışmış, ancak zamanla onlarda unutup gitmişlerdir.

Bugünün modern toplumlarında memleketler artık silah ve askerle değil, dille, kültürle ve ekonomik işgal ile istila edilmektedir. Askeri istila hem masraflı ve hem de, o ülkede yaşayan yerli halk tarafından nefretle karşılanmaktadır. Bu nefret duygusu istilacı askerle birlikte, onu gönderen ülkeye de düşmanlığa sebep olmaktadır. Bu tür istilalar kalıcı da olmamaktadır. Bunun örneklerini Asya da, Afrika da ve Amerika daki özgürlük hareketlerinde açıkça görmekteyiz.   Kuvvetle işgal edilen 3. dünya ülkeleri kısa aralıklarla baş kaldırıp, işgalcileri kovmuş ve bağımsızlıklarını kazanmışlardır.  Kısaca söylemek gerekirse; Fransız düşünür Taleyradın tespiti gibi “ Süngü ile memleketler işgal eder, ihtilallar yapabilirsiniz ama üzerin de oturamazsınız.”

Bugünün Türkiye’sinde, dilimizin yozlaşmasını, çocuklarımıza verdiğimiz saçma sapan isimlerde, mekân ise mesleklerimizin tabelalarında açıkça görmekteyiz. İçinde yaşadığımız Bursa’mızın modern tabir edilen cadde ve sokaklarında dolaştığımız da, adeta kendimizi yabancı bir memlekette yaşıyormuşuz gibi hissederiz. İşgalin bu yönü turistik bölgelerimizde daha fazla görmekteyiz. Sırf döviz uğruna veya bazen de özenti olarak asılarca duvarlarımız ve kapılarımız da yazılı duran Türkçe isimlerin yüzde seksenin tamamen değiştiğini göreceksiniz.  Maalesef bu yozlaşma daha çok kendini aydın ve elit zannedenlerin yaşadıkları semtler de başlamaktadır. Yaşadığı toplumu tanımayan, tarihini bilmeyen ve diline sahip çıkmayan bu tabaka kokuşmuşluğun kaynağı haline gelmiştir..

Türk dilinin korunması hususunda üniversiteler ve devlet üzerine düşeni yapmamıştır. Hala üniversitelerimizde Türkçe bilimsel makaleler yazılmadığı gibi, bini geçemeyen kelime kapasitesi ile Türk dili öğretmeye çalışılmaktadır. Maalesef yirmibeşbin den fazla kelime haznesine sahip olduğumuz halde günlük yaşantımızda beşyüz kelime ile konuşmaya çalışıyoruz. Bugün üniversiteyi bitiren gençlerimiz dâhil, zarf, edat nedir, diye sorsak, çoğumuz mektup zarfını anlarız. Maalesef hepimiz Türkçe konuşuyoruz ama Türk dilini bilmiyoruz. Bununda sebebi vatandaş olarak kendimiz olduğu kadar, dilimizin yozlaşmasına en büyük nedende devlettir. Zira bugün devlet okullarında hiç de gereği olmadığı halde İngilizce, Fransızca gibi yabancı diller okutulmak suretiyle dil ve kültür yozlaşmasının temelleri atılmaktadır. Dil eğitimi konusunda devletlerarası karşılılık kuralına dahi uyulmamaktadır. Tabi ki kendi okulunda İngiliz dilini öğrenmeye çalışan gençler yarın İngiliz dili ve kültürünün esiri olmakta, bunun sonucu olarak kendi benliğinden uzaklaşmaktadır.

Bugünlerde kutladığımız dil bayramı üzerinde gerçek manada kafa yorarak dilimize ve bunun sonucu olarak öz benliğimize varmanın yollarını da arayıp, bulup kutlamalıyız. Yoksa rüzgâr önünde amaçsızca sallanan kuru bir daldan farkımız kalmaz. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR