21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Edep yahu!

Hep yazmış ve söylemişimdir. Türkiye 1961 anayasasının atanmışlara bahsettiği vesayetten kurtulmalıdır. Zira 1961 anayasası millete iradesine rağmen dayatılan bir ihtilal anayasasıdır. Dünya gerçeklerinden uzak, insan temel hak ve özgürlüklerini sadece madde madde sayan, fakat toplumu ve bireyi özgürleştirmekten uzak bir cunta anayasasıdır. Bugün meydana gelen ve kamuoyunu meşgul eden olaylarında müsebbibi bu anayasadır. Bu anayasanın en büyük eksikliği de devletçi oluşudur. Bireyi ve insanı öne çıkaran bir anayasa olmayışıdır. Örneğin Yargıtay’ın, Danıştay’ın, Sayıştay’ın, anayasa mahkemesi vb kurumların her kuruluş yıldönümü, açılış yıldönümlerinde sansasyonel sorunlar çıkmıştır. Bu kurumların makamlarını işgal edenler, kendi heva ve heveslerini tatmin etmeleri için hep bu kurumları istismar ettiler.

Geçenlerde kuruluş yıldönümünde konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILÇ ile Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde konuşan Barolar birliği başkanının konuşmaları bir örnektir. Anayasal bir kurumun kuruluş yıldönümünde, hatır sayarak Sayın Cumhurbaşkanı, Başbakan vs. gibi devlet ricali oturmuşlar. Devlet adamlığının verdiği saygınlıkla konuşmacıları dinliyorlar. Konuşma yetkin olmadığı halde eski teamüller gereği, sana bir konuşma hakkı verilmiş, sende kim tutar beni diyerek konuş babam konuş… Ev sahibi 25 dakikada konuşmasını bitirmiş, teamül gereği konuşman 25 dakikayı geçememesi lazım geldiği halde ipini koparmış kürsüde ulu orta gürlüyorsun. Karşıdakiler güngörmüş devlet terbiyesi olan insanlar, ses seda çıkarmıyorlar.  Üstelik hazır bu kadar devlet büyüğü karşısında bulmuş iken, biraz da onlara çeki düzen vereyim sevdasıyla aslı asdarı olmayan konularda, hakaret ve aşağılamaya varacak derecede sözler saifet… Üstüne üstelik bu hakarete de hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin, pişmiş kelle gibi sırıtarak siyasetçiyi hizaya getirmeye çalış,  akıl aldığın veya sana umut vadeden mahfelere de böylece bu kürsüden siyasi mesajlar yolla.

Bu hakaret tüm olarak değerlendirildiğinde bir saygısızlık, önce kendi giydiği cübbeye ve camiaya saygısızlıktır, bir densizliktir. Konuşmanın içeriğine ve konuşmacının davranışlarını hoş görecek hiçbir bahane bulamazsınız…

Baro başkanının konuşmasının ardından, bazı medya grupları ve yandaş çizerler mal bulmuş mağribi gibi konuşmasına dört elle sarılmışlar. Yazılarında ve makalelerinde densizliğe prim verircesine iyi oldu diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Tabii ki konuşmacı halkın seçtiği bir başbakana karşı saygısız ve fütursuzca davrandı ya, bu onlar için bulunmaz bir nimet…

Bir kısım yazarçizerlerde konuşmanın içeriğini fikir hürriyeti bağlamında, başkanın kendi fikirlerini ve hür düşüncelerini ifade ettiklerini dolayı ile hürriyetler açısından olayın değerlendirilmesi boş bir lafu güzaftan başka bir şey değildir.  O da aklınca iktidara muhalefet edecek ya… Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki; Hiç kimse üzerine cüppeyi giydikten sonra, o cüppenin altında yaptığı konuşmalarını, fikir ve irade beyanı hürriyetleri açısından değerlendiremez. Sana orada konuşma hakkını o giydiğin cüppe yüzünden veriyorlar. Senin şahsına verilmiş bir hak değildir. Zaten öyle bir şey olsa ne Sarayın Cumhurbaşkanı ve Başbakan da, bakalım ağzından ne kerametler yumurtlayacak diye o toplantıya gitmez. Üzerine cüppeyi giyip de konuşuyorsan artık sen, öz benliğinden sıyrılmış, tamamen o cüppeyi sana giydiren ve temsil ettiğin Avukatlık Camiasının görüşlerini dillendiriyorsun. Sana bu temsil yetkisini veren avukatlık camiasında sadece saat zembereği gibi kusulan sahibinin sesi olanlar yok… Benden aldığın yetkiyi sen gidip de kendi özel siyasi amaçlarını tatmin için kullanmazsın. Maalesef memleket kendi bulunduğu mevkii ve makamın ne olduğunu bilmeyen gafillere kaldı. Edep Yahu… 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR