21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Elbab'da neler oluyor?

Arapça'da "kapı" manasına gelen, Türkiye sınırından 30 km güneye doğru Suriye içinde yetmiş bin nüfuslu bir kasaba… Halkının üçte ikisi Sünni Müslümanlardan oluşmaktadır. Bundan altı ay kadar evvel adını ve coğrafyada yerini bile bilmediğimiz bu kasaba birdenbire önem arz ederek tarih sahnesine çıktı. Türk ordusunun Fırat Kalkanı harekatı sonucu her gün gündemimizi işgal etmeye başladı. Her gün verilen şehitler sayesinde bile Türk anaları ve babaları tarafından da adı ezberlendi.

Elbab, küçük bir kasaba olmasına rağmen Suriye’nin doğusunu batıya Akdeniz’e bağlayan, İdlip, Halep ve Mümbiç'ten geçerek Irak’a kadar uzanan M4 otobanın kesiştiği bir kavşakta yer almaktadır. Hem IŞİD’in ele geçirdiği şehirler ile başkenti kabul ettiği Rakka'yla irtibatını sağlayan anayolu üzerinde olduğu gibi, PYD'nin de kantonlar arasında, bilhassa Hatay sınırımızda kurduğu AFRİN kantonu ile Cobani ve Cizre kantonlarının irtibatını, silah ve mühimmat sevkiyatını sağlayan güzergah merkezidir. Türkiye haklı olarak PYD’nin kantonları arasında kavşak noktada bulunan Elbab'a, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte harekata girişerek, IŞİD'in elindeki en önemli kaleyi ele geçirmek amacıyla Fırat Kalkanı harekatına başladı. Eğer Türkiye bu köprübaşını hakimiyetini altına alabilirse sayın Cumhurbaşkanı'nın işaret ettiği ikinci aşama olan, PYD’nin elindeki Mümbiç ve Afrin ile IŞİD’in başkenti Rakka’ya ulaşması için eli çok güçlenecektir.

Suriye’de olaylar başladıktan sonra, Türkiye’nin istediği, bu başkaldırı sonunda oluşacak tabloda Esat’sız bir rejim idaresi idi. Sözde Esad rejimine son verilecek ve Suriye halkı kendi demokratik mücadelesini yaparak, kendi kendini idare ettiği bir rejime kavuşacaktı. Bunun gerçekleşmesi için Türkiye oturup, olayların sona ermesini beklemeye başladı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Rejime muhalif güçlerin tek bir merkezden yönetilerek, iktidarı ele geçirmeleri beklenirken, birden bire Batı'nın kurgulayıp beslediği terör örgütlerinin hepsi Suriye’de kendi başlarına köşe kapma sevdası ile münhasıran şehir ve kasabaları işgal ettiler. Birdenbire bugüne kadar ismini duyulmadığımız IŞİD, El Kaide, Hizbullah, Nusra ve daha adı sanını duymadığımız gruplar masum halk üzerinde büyük bir baskı kurdular. Üstüne üstlük ABD, Rusya, İran, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi ülkeler de bu köşe kapmaca oyununa dahil olunca, Suriye halkı iki değil on iki ateş arasında kalarak vatan topraklarını terk etmeye başladı. Bir ülke düşünün ki, ülkenin her bölgesinde ayrı ayrı gruplar hakim olmuş, her grup da hakimiyet alanlarını korumak ve daha da genişletmek için riskleri göze almakta, devlet otoritesinin bittiği, halkının darmadağın olup başka ülkelere iltica ettiği, devlet güçlerinin ülkenin sadece metropol şehirlerinde hakimiyet kurup, bu hakimiyeti de halkın üzerine bombalar yağdırarak sağladığı, diğer bölgelerde hakimiyeti terörist gruplara kaptırdığı bir ülke. Üstelik bu kargaşayı çözmek yerine, dünyanın süper güçlerini davet ederek, inisiyatifini yabancı devletlere  kaptırdığı bir ülke. Kimse böyle bir ülkede ve böyle bir ortamda yaşamak istemez. Onun için halk doğduğu, büyüdüğü topraklarını terk ederek, "ana kucağı" dediğimiz, Anadolu insanına sığınmak zorunda kalmıştır. İşte Fırat Kalkanı Harekatı'nın amaçlarından birisi de, Türkiye’ye bu diyarlardan göçenlerin kasaba ve köylerindeki terörist grupları etkisiz hale getirerek, oraları tekrar yaşanabilir ve güvenli bölgeler haline getirmek ve mültecilerin tekrar ana yurtlarına geri göndermektir.

Türkiye, Suriye politikasını olayların başladığı günden beri yanlış zemine oturttu. Bekledik ki; ABD ve Birleşmiş Milletler bu olaya el koysun, Esat devrilerek barış ortamı temin edilsin.

Hiç düşünülmedi ki; ABD ve onun kolektifleri dünyanın hangi ülkesine barış ve huzur getirdiler? Bırakın barışı, aksine halkı Müslüman olan ülkeleri daha fazla mağdur etmek için yangına benzinle gittiler… Sanki bütün bunları bilmiyormuş gibi yetkililer hala koalisyon güçlerinden medet bekliyorlar. Bizimkiler hala eski saflıkları ile koalisyon güçlerinden Suriye'de barışın tesisini bekliyorlar. Halbuki onların gayesi "Büyük İsrail Projesi" önündeki en büyük engellerden biri olan Suriye’yi parçalamak, küçük küçük kantonlara bölüp, "Armagedon Savaşı"nda yutulabilir lokma haline getirmekti, onu da becerdiler. Savaş sonrası Suriye'de düşünülen  Kürtler'in, Araplar'ın ve Şiiler'in hakim olduğu alanlar tesis edilerek bölüp parçalamak. Siyonizm'in kuklaları, Suriye’deki bu mevcut bölünmüşlüğü perçinlemek amacıyla koalisyon güçleri ikiyüzlü davranarak Türkiye’yi bu mücadelede hep yalnız bıraktılar. NATO ortağı dediğimiz ve müttefikimiz diye övündüğümüz devletler bizi hep arkamızdan vurdular. Halen de düşmanlarımıza silah, araç ve gereçleri vererek ve siyasi destek sağlayarak ikiyüzlü politikalarını sürdürüyorlar.

Suriye’de ipin ucu Türkiye’nin elinden kaçmıştır. Bu yüzden siyasi irade ne yaptığını, bundan sonra ne yapacağını bilmemektedir. Zaten son zamanlarda yetkililerin ağzından çıkanlara bakarsak, eski politikalarından dönmüşler, baştan beri benimsemeleri gereken terörden arındırılmış güvenli bölgeler oluşturma politikalarını kabullenmişlerdir. Fırat Kalkanı Harekatı 171'nci günündedir. Yaklaşık altı aya yakın bir süredir silahlı kuvvetlerimiz bir kasabayı hala ele geçirememiştir. Halbuki bundan 40 sene önce o günün kıt kanaat şartlarında Türk ordusu 1974 yılı 20 Temmuz'da sivil vapurlara yükleyerek Kıbrıs’a çıkarma yapmış, ilk harekat 23 Temmuz'da ateşkesle sona ermiş, ikinci harekat ise 14 Ağustos'ta başlamış iki gün sürmüş ve Kıbrıs’ın %38’i ele geçirilmişti. Kıbrıs harekatı sırasında üç tane de şehir alınmıştı. Bugün Türk ordusu silah araç gereç ile insan gücü bakımından dünyanın sayılı güçlerinden  olmasına rağmen altı aydan beri Elbab'a girememesi, ordumuzun kötü yönetimi veya zafiyetinden değil, üstte bulunan sivil idarenin kararsızlığı ve beceriksizliğidir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın Elbab'dan sonraki hedefin Rakka olduğunu ilanı da başlı başına bir handikaptır. Türkiye’yi gereksiz maceraya sürükler. Çünkü Rakka Türkiye için bir beka meselesi değildir. Türkiye’nin beka meselesi Suriye sınırımızdaki PYD’nin kontrolü altında bulunan Afrin, Elbab, Cobani ve Cizire kantonlarıdır. PYD’nin bu kantonlardan çıkarılması da artık mümkün görünmemektedir. Zira bu bölgelerde ABD iki adet üs kurmuş, kendi varlığı ile PYD’nin varlığını pekiştirmiştir.

Pekala, Elbab ele geçirilirse ne olacaktır? Bu sorunun cevabı da bilinmemektedir. Özgür Suriye  Ordusu Türk Silahlı Kuvvetlerinin aldığı bu yerleri muhafaza edebilecek mi? Zira Elbab'ın güneyindeki rejim güçleri Elbab'ın iki km yakındadır, bu bölgenin doğusunda yine IŞİD  ve PYD, batısında ise PYD’nin Afrin kantonu beklemektedir. Türk ordusu Elbab'ı ÖSO'ya terk ederse bu milis güçleri rejim güçlerine karşı Elbab'ı koruyabilecek mi? Bu soruların cevapları hala muamma ve muallaktadır. Elbab ve havalisi Türk ordusu çekildikten sonra tekrar eski haline dönecekse, bunca yapılan masraf, dökülen şehit kanları niye? Elbab ve sonrası oluşacak tablo hakkında Allah sonumuzu hayreylesin. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR