21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Futbol üzerine

Yaşadığımız çağda toplumları en çok meşgul eden oyunlardan birisi de futboldur.  Yeşil sahalarda iki takımla 22 kişiyle oynanır. Ama 11 milyon kişi kritiğini yapar ve ilgilenir. Gazete sayfaları futbol haberleri ile çalkalanır. Mutaassıp dediğimiz gazetelerin bile en az iki sayfası onun haberleri ile doludur. Her yıl transfer ayı geldiğinde trilyonlar döner, Küçük esnafın "beş TL'lik fiş kesmedi" diye üzerinde çullanan maliyemiz, futbolculara ödenen milyon TL'lik transfer ücretleri üzerine nedense hiç gitmez. Sabahtan akşama kadar alın terini ve emeğini tezgah başında tüketen, bir dilim ekmek uğruna elini kolunu makineye kaptıran işçiye ayda dokuz yüz TL gibi bir bedel ödenir. Sadece canı istediği zaman haftada beş on saat bile ter dökmeden oynayan bir normal düzeyde futbolcu da her yıl milyon TL'leri cebine indirir. Aldıkları ücretleri şöyle bir orantılarsak, Türkiye'de vasat bir futbolcu 150-200 asgari ücretlinin bir yılda aldıkları parayı almaktadır. Emek ve ücret arasında bu kadar büyük fark olunca, futbolcular hak etmedikleri ücretleri alınca, paranın kendilerine verdiği gücü kendilerinden zannederek, gece alemlerinde lüks arabalar almak suretiyle ihtişamlı bir hayat sürmekteler. Hak edilmeyen paranın verdiği güçle kendilerinin layüsel oldukları algısı da uyanmaktadır. Bu paranoya hali futbolcuyu, toplumun uyduğu değerler üstünde olduğu vehmine kapılmasına sebep olmaktadır. Bunun içindir ki, toplumun bir kesimi tarafından devamlı pohpohlanan futbolcu, kendini her şeyin üzerinde gördüğünden, gerektiğinde milli takımda Kazakistan maçında olduğu gibi, hiç düşünmeden sorumsuzca sahayı bile terk etme cesaretini göstermektedir. Halbuki mili takım demek yetmiş  milyonu temsilen oynayan ve bunun karşısında hiçbir maddi menfaat temin etmeyen takımdır. Nedense Türk Milli Takımı her maçta teşvik primi verirsen  oynar. Oynarken de arkasında Türk milletinin olduğunu unutur, sadece oynadığı futbol takımını düşünerek sahada ter dökmekten çekinir. Maalesef futbol sayesinde bu fakir insanların paraları  yabancı futbolculara ödenerek şuursuzca harcanmakta, bazı teknik adamların gönülleri olsun diye 3 milyon Euro gibi astronomik miktarları ödenmek suretiyle özel maçlar yapılmakta, yediğimiz her gol içinde, bu işin kaymağını yiyen Brezilya gibi ülkelere gol başına yediyüz elli bin  euro futbol federasyonu tarafından ödenmekte, bunun hesabını da kimse sormamaktadır. "İmparator" deyip takımın başına geçiriyor, üstelik yılda dört beş milyon ücret ödüyorsun, yenebildiği tek takım Kazakistan ve grup sonuncusu. Üstelik senenin üç yüz günü karlar içinde kalan nüfusu da Bursa kadar olan kasaptan manavdan devşirme İzlanda Milli takımına dahi yenildiler ama hala adam takımın başında kurtarıcı pozisyonunda. Tabiri caizse küçük görmek gibi olmasın topun yuvarlak olduğunu bilen bir zatı muhtereme milli takımı emanet etsen on maçta dokuz yenilgiyi gene bulursun. Üstelik sokaktaki vatandaş milli olduğundan para da istemez.

Velhasıl İngiltere'de ortaya çıkarak başlayan bu oyun hızla tüm dünyayı ahtapot gibi sardı. Zihni ve aklı boş olan kitleleri etkileyerek tesir altına aldı. Futbol tutkusu insanların beyinlerine hükmeder hale geldi.  Geleceğimizi olumsuz yönde etkilemeye başladı. İnsanlara sağladığı gösterişli hayat tarzı, insanların gelecekte olan tercihlerini  de değiştirdi. Artık aileler çocuklarının mimar-mühendis-öğretmen vs. gibi tahsile dayalı meslek sahibi olmasını değil, topçu-popçu olmasını tercih ediyorlar… Ülkelerin geri kalmışlığının sebeplerinden en önemlisi de futbol olmuştur. Futbolun zirvede olduğu Güney Amerika ülkeleri, Orta Amerika, Afrika ve bizim gibi ülkelerin ekonomik durumlarına bakarsanız, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkeler kategorisinde olduğunu görürsünüz. Çünkü futbol insanların ve dolayısı ile ülkelerin enerjilerinin üretime katkısını önler. Ülkeler futbol için harcadıkları enerji ve parayı, üretime yönlendirmiş olsalar geri kalmış ülkelerde refah artar, gelişmekte olan ülkeler ise ekonomik kalkınma gerçekleşir. Bunun içindir ki; ABD de, Japonya da, Çin de futbolun esamisi okunmaz.

Bütün bunlar bir  yana futbol toplumda ayrışmanın sebebi olmuştur. Son zamanlarda Türk futbol kulüplerinin tutumları, yöneticilerin maddi menfaat hesapları ve soygunu gizlemek için seyirciyi de kışkırtarak kitleleri birbirine düşman etmekte, tutulan takımlar yüzünden silah çekmeye kadar gitmiştir. Birbirlerini hiç tanımayan insanlar, taraftarlık ruhuyla tetiklenerek birbirlerine düşman edilmiş, düşman gibi görmeye başlamışlardır. Son yıllarda bunun örneklerini Bursa- Beşiktaş üç büyükler taraftarları arasındaki müessif olaylarda gördük. Şehirler ve insanlar sırf kulüp taassubu nedeniyle dönüşü olmayan bir badirelere sürüklendiler. Birlikte üzülen, birlikte sevinen ve yeri geldiğinde aynı safta birlikte savaşan insanlar, maçlarda birbirine düşman hale geldiler. Bizi daha evvel Türk-Kürt , Alevi-Sünni diye ayrıştırmaya çalışanlar, artık zamanı geldiğinde futbol fanatizmini kullanarak, tutulan futbol takımları ile bölmeye çalışacaklardır. Maalesef Türk toplumun da bu konuda, fazla iyimserlikten doğan derin bir ihanet içine çekilmektedir. Bu gidişatı durduracak olan hükümettir. Bu iş kulüpleri ve spor yorumcularına veya federasyona bırakılmayacak kadar önemli hale gelmiştir. Çünkü futbolda toplum psikolojisi hâkimdir. Amigo dediğimiz bir kişi kötü niyetli hareket ettiğinde bütün stadı birbirine o anda kırdırabilir. Zira toplum psikolojisin de akıl-mantık ve sağduyu yoktur. Bunların yerini amigo dediğimiz idol almıştır. Zaten "İngiliz Yahudisi"nin de amacı futbol sayesinde kitleleri birbirine düşman etmek ve devletleri istediği şekilde kontrol altına alıp yönetmektir. Bu tehlikeyi hepimiz görmeli ve tedbirleri almalıyız.

                        

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR