21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Gül ve Haç

Biliyorsunuz, 17 Aralık darbe girişiminden sonra, hizmet hareketi ve bu hareketin ABD’de yaşayan Lideri F. Gülen, Türkiye’nin gündemine damgasını vurdu. Sanal ortama sürdüğü sahte kasetlerle, yurt dışından gönderdiği beddualarla ve hareketin mensuplarının attığı tiwetler ve müntesiplerinin sokak eşkıyası ile kol kola girerek devleti yıkmaya yönelik girişimleri ile medyayı meşgul etti. Bu hareketin yarattığı kaos ortamı sonucunda ekonomik dengeler sallandı. Vatandaşın sofrasından lokmaları çalındı. Bütün bu olaylar olurken çoğu kamu görevlisi olan cemaat mensupları hakkında yasal işlem yapılmaması sonucu da, daha da cüretkâr olmaya başladılar. 17 Aralık bizim için bir uyanış oldu. Kendim de dâhil çoğumuz bu yapıyı içerden tanımıyorduk. Açtıkları okullarla İslam’a hizmet ettikleri zehabına kapılıyor, derinlemesine bir araştırma içine girmiyorduk.

Gülen hareketinin kaynağına baktığımızda, tarihte Tapınak şövalyeleri denilen Katolik Hıristiyanlık tarikatı ile benzerlikler olduğu görülür. Vatikan’ın kurduğu bu tarikat biçimi bugün film endüstrisine de konu olmuş, Tapınak şövalyeleri ismi altında, Hıristiyanlık propagandası yapılan bir sürü film çevrilmiştir.

Tapınak şövalyeleri, 1200 yüzlü yılların başlarında Kudüs’e giden ve orada kalan Hıristiyan hacıları korumak ve onlara maddi lojistik destek sağlamak amacıyla Fransız soylusu Payen tarafından kurulmuştur. Önceleri 9 şövalye tarafından kurulmuş daha sonra sayıları 20 binlere kadar ulaşmıştır. Kullandığı renkler beyaz zemin üzerine kırmızı haç işaretidir. Müntesipleri başka başka Hıristiyan devletlerinde yaşasalar bile direkt olarak papaya bağlı ve papalık tarafından tayin edilirler. Papanın verdiği belge ile serbestçe her devlette dolaşabilirler, vergi ödemezler, papadan başka bir otoriteye de hesap vermezlerdi. Bu dini destek ve Avrupa genelinde topladıkları para ve arazi bağışları sonucu çok büyük mal varlıklarına ulaştılar.

Dünyada ilk defa sınır ötesi para transferi, bankacılık sistemi ve bugünkü çek tabir ettiğimiz belgenin kaynağı da tapınak şövalyeleridir. Kutsal topraklara gidecek kişi Avrupa’daki tarikat mensubuna belli bir ücret karşılığı parasını yatırır, kendisine sadece tarikat üyelerin çözebileceği kodlama ile yazılmış bir mektup verilir, daha sonra gittiği yerde bu mektubu tarikat mensubuna verir ve parasını alırdı. Gülen hareketini incelediğimizde, uhrevi işlerin dışında daha çok bankacılık, ticaret ve ekonomik faaliyetleri ile ilgilendikleri görülmektedir. Hatta son yayınlanan bandı dinlediğimizde, Türkiye’nin süper zenginlerinin her türlü ekonomik faaliyetlerini de yönlendirdikleri açıkça görülmektedir. Gülen Cemaatinin bugünkü ekonomik kapasitesi, tam bilinememekle birlikte dünya üzerinde 150 milyar dolar gibi hatırı sayılır bir nakitte hükmettikleri söylenmektedir.

Böyle devasa bir sermaye yapısı ile dünyadaki küçük devletlerin ekonomilerini kontrol altına almak çok kolaydır. Dolayısı ile ekonomisi kendi milli güçlerinde olmayan devletlerin bağımsızlığından da bahsedilemez.

Mabet Şövalyeleri tarikatı kendi içinde, baş efendi, ihtiyaçlar heyeti, bölgesel komutanlar, Şövalyeler komutanı, evler komutanı, çavuşlar ve acemiler gibi çok etraflı ve girift bir yapılanmaya sahiptir. Bu yapılanma biçimi, Gülen Cemaatindeki hiyerarşik yapısını da dizayn etmiştir. Cemaatin yapısında da; baş imam, ülkeden, bölgeden, şehirden, farklı devlet kurumlarından sorumlu, imamlar, ağabeyler, ablalar ve şakirtler şeklinde yapılandığını anlıyoruz.

Tapınak şövalyeleri günümüzde masonluk, illümünatı tarikatı şeklinde halen devam etmekte olup, bu gizli örgütlerin yerli versiyonu da Gülen Cemaatidir.

Bütün cemaatlerin yapısında itaat-biat ve lider kültürü vardır. Ancak bu kültür cemaatlerin hepsinde ayrı şekilde kendini göstermesine rağmen, Gülen Cemaatinde bu kültür maksimum derecededir. Doğup, büyüdüğü, ekmeğini yediği memleketini, memleketin siyasi ve idari kurumlarını yıkacak, yok edecek kadar bağnazlaşmıştır. Onun için Sayın Başbakanın haşhaşiler yakıştırması da yerinde bir tespittir. 

Şüphesiz ki bir cemaat kendi meşrebinin hak meşrep olduğunu savunur, böyle bir inancı savunması da doğaldır. Fakat asırlardır bu topraklar da köklü tasavvuf kültüründen beslenen cemaatler, “hak ve hakikat sadece benim, sadece benim gittiğim yol haktır doğrudur” dememişlerdir. Kendilerini kusurdan ve hatadan masun olduklarını söylememişlerdir. Sadece doğru ve hak yol şudur. (İslam’dır) demişlerdir.

Fakat Gülen Cemaatinde bu durum farklıdır. Her ne kadar Gülen kendisini konuşmalarında aciz ve fakir kul olarak nitelendirse bile şu son olayların gözler önüne serdiği gibi, gerek kendisi ve gerekse yakın çevresi, ağızlarından ve kafalarından çıkan her şeyde hatadan münezzeh oldukları intibaını uyandırmaktadır.

Bugünkü olayların tümü Gülenin bilgisi ve isteği doğrultusunda gerçekleşmektedir. Bu ibretlik tablo, bu saatten sonra cemaatin gerçek kimliğini göstermiştir. Tek amaçları sadece kendilerinin olduğu bir Türkiye, kendilerine hizmet eden bir millet… İnanç olarak da haç ve gülü aynı potaya sığdırmak olsa gerek.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR