21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

İktidar ve bürokrasi

Yaşadığımız bugünlerde TV ekranları ve gazete sayfalarını karıştırdığımızda, “Siyasetçi – Cemaatçi” kavgası nedeniyle polise intikal eden bazı olayların seçim öncesi, halkın zihnini bulandırmak amacıyla, bazı mihraklar tarafından servise sunulduğunu görmekteyiz. İşin garibi polise emir verme mertebesinde olan bir bakanın oğlunun, bakan çocuklarının evlerinden alınarak gözaltına alındıklarına şahit olduk. Çoğunlukla telefon dinleme ve teknik takibe dayanan bu göz altılardan yetkili makamda olan bakanların dahi haberleri yok. Egemen bürokrasi bu tahkikatı kamuoyundan ve resmi makamlardan da gizlemiştir. Evet, ortada bir yolsuzluk varsa devlet bu konuda üzerine düşeni yapsın. Bu milletin hakkını bakan çocuğu değil, cumhurbaşkanı da olsa hesabını sormalıdır… Yalnız bu hesabı bürokrasi değil siyasi iktidar sormalıdır ki; hukuk devleti olduğumuz ortaya çıksın. İki-üç ve hatta dört başlı bir iktidar gücü, devlet yönetimi üzerinde etkili olmamalıdır. Peki, bugün ve daha öncesinde meydana gelen olayların kökeni nedir? Tek bir nedeni vardır. O da Egemen Bürokrasi… Türkiye’de bürokrasiyi halkın iradesine boyun eğdiremediğin sürece, siyasi iktidardan söz edemezsin. “İktidarım, iktidardayım” diyemezsiniz. Öncelikle bugünkü olaylar nedeniyle sessiz kalmak zorunda kalanlar, on bir yıllık iktidarları zamanında emirleri altında olması gereken bürokrasiye hâkim olabildiler mi? Devlet yönetmede bürokrasiyi, siyasi irade altına sokup, zapturapt altına alıp iktidar güçlerini gösterebildiler mi? Bu soruların olumlu cevaplarının olmadığını, bugünkü olayların varlığında hissedebiliyor ve görebiliyoruz.          

Siyaset kelimesi Arapça kökenli olup, “seyis” at bakıcısı anlamına gelir. Seyislikte bir bakıma terbiye ve düzen altına alınma vardır. Buradaki güç kullanma, bir nevi yarışı kazanma için vasıtadır. Yunanca’da ise bu kelime politika olmuştur. “Polis veya devlete ait etkinlik” demektir. İçinde mutlak bir gücü barındırır.               

Bu itibarla Cumhuriyet rejiminde iktidar gücünü, seçimle iş başına gelen siyasetçiler kullanır. Bunun müsahhaşlaşmış hali de siyasi iktidardır. Halkın bu gücünü tek tek kullanması imkânı olmadığından, bu gücün kullanılmasını siyasi iktidara tevdi etmiştir. Siyasi iktidar da bu gücü halkın istekleri doğrultusunda kullanmadığı takdirde, emanete hıyanetlik etmiş olur. Onun için siyaset yücedir. Ancak dünyada en büyük kötülükler ve zulümlerde yüce amaçlar için işlenmiştir.  Amaç ne kadar yüksek ise, o amacın kötülüklere sebep olma ihtimali de o kadar yüksektir. Onun içindir ki halkın taleplerini nazara almayan siyasi ikditarların zulümleri nedeniyle de, halk arasında siyasetin “kirli bir iş” olduğu olgusu yerleşmiştir. Çünkü bugüne kadar iktidarı temsil edenler bu gücü kendi menfaatleri, heva ve heveslerinin tatmin aracı olarak kullanmışlardır. Halktan aldıkları bu gücü yine halkı sömürmek, kendi yaşam tarzını dayatmak, yandaşlarına menfaat sağlamak için kullandılar.          

Siyasi iktidar, halkın kendisine verdiği iktidar gücünü tek başına kullanması, mümkün olmadığı için, bürokrasi dediğimiz idari yapı ortaya çıktı. Ancak demokratik rejimlerde siyasi güç devredilemez. Sadece seçim geldiği zaman, gerçek sahibi olan halka devredilebilir. İktidar, gücünü bürokrasiye devredemez.  Aralarında güç devri değil sadece işbirliği ve denetim ilişkisi söz konusu olabilir.                

Bu millet istiklal savaşında üç milyona yakın vatan evladını şehit vermiş, bu miktarın en az iki katıda gazi olmuştur. İşgaller nedeniyle Anadolu insanı üretememiş fakirleşmiştir. Elinde ve avucundakini ordunun finansmanında harcadı. Savaş bittikten sonra ise Anadolu halkı, ailesinin geçimi, yetim ve öksüzlerin doyurulması çabası içine girdi. İdare ve siyasetle ilgilenme imkânı olmadı. Bu sırada Pera Palas’ta balolar, toplantılar tertip ederek, pencereden istiklal mücadelesini seyreden bir kısım, monşerler, devletin başına çöreklendiler, siyasi iktidar ve bürokrasiyi ele geçirerek, idareyi bağlı bulundukları efendilerinin istekleri doğrultusunda dizayn ettiler. CHP iktidarı devrinde ceberut bir idari yapı kurdular. Bunun sonucu olarak da istedikleri gibi bir insan ve toplum modeli oluşturdular. Tabiri caizse yıllarca bu siyasi iktidar halkın başında boza pişirdi. Sonuçta halk kendi büyüttüğü ve beslediği bürokrasi canavarının esiri oldu. Zaman geldi köye gelen bir jandarma sorgusuz, sualsiz namuslu vatandaşı alıp götürdü. Karakola gittiğinde itilip, kalkıldı. Suçluya reva görülmeyen işkencelere maruz kaldı. Çoğu zaman bürokrat hem vali ve hem de parti başkanı oldu. Tamamıyla fasit bir yönetim olmuştu. Solcu kesimin bugünkü fikir babalığını yapan Cumhuriyet Gazetesi o günlerde Hitler hayranlığını yapmaktan çekinmedi. O günkü siyasi ve bürokratların resimlerine bakarsanız, tamamının Adolf Hitler bıyıklarını benimsedikleri açıkça görülür. Fazişan yönetim çarklarına sopa sokmaya çalışan kim varsa, başbakan ve bakanlar da dâhil asılmaları kararını verecek kadar ileri gittiler. Siyasi ikditar birazcık halk adına başını kaldırsa, ihtilallar yaptılar, muhtıralar verdiler. Biz halk olarak iyi niyetli şekilde, başımızdaki siyasi iktidarı değiştirirsek, bürokrasi zulmünden kurtuluruz zannettik ama nafile… Bu arada bir sürü sağcı – muhafazakâr iktidarlar iş başına geldi, ama bir türlü bu kıskaçtan kurtulamadık. Şüphe yok ki aynı bürokrasi kafası bugünde iktidardadır. Orduda – Emniyette – bakanlıklarda, anayasa mahkemesinde, yargıda vs. de halen pusuda beklemektedir. Değişen bir şey yoktur. Bakanlıklar siyasi iktidarda, ama o bakanlığı iktidardaki siyasi irade idare edemiyor.  Bakanlar normal seçim ve halkla münasebetleri gereği, Ankara da asıl işinin başında duramıyor. Haftanın yedi günü Ankara dışında…    

O bakanlığın tüm yetkisin de bu sırada işin başında olan müsteşar ve genel müdürlerde hiç kendimizi kandırmayalım. Siyasi iktidarı seçmekle iktidara geldiğimiz zehabına kapılmayalım.                   

İdare hukukunda bile bazı siyaset bilimcileri “Bürokrasi sıradan yurttaşların özgürlüklerini tehlikeye atan ve tamamen memurların elinde olan ve memurlardan oluşan seçkinlerin hâkimiyet biçimidir.” şeklinde bir kısmı da “Bürokrasi insan arzularını ve bireysel özgürlükleri hapseden bir demir kafestir.” şeklinde tanımlanmıştır. Bütün bu olumsuz yönlerine rağmen iktidar ve bürokrasi aynı arabada yolculuk eden yolcular gibidir. Şoför mesabesinde olan iktidar, gücünü yerinde, zamanında adil bir şekilde kullanırsa sorunlar çıkmaz. Aksi takdirde iktidar gücünü kendi kullanamaz. Bürokrasiye devrederse, niza ve çekişme çıkar, işte o zaman aracın uçuruma yuvarlanmasına da mukadderdir.               

Siyasi iktidarlar seçimle gelirler. Sorumluluk alanlarını halk tayin eder. Sonunda da gidişleri seçimle olur. Ancak bürokrasinin gelişi tayinledir. Halka karşı bir sorumlulukları yoktur. Siyasi iradenin zayıf olduğu alanlarda bürokrasi zamanla güçlenir. Gücü kendinden geldiğini vehmeder. Maalesef Türkiye gibi ülkelerde bürokrasi kendi dinamiklerini yarattığı gibi, kendi hukukunu da kendisi yapmıştır. Kendisini ve statüsünü korumak amacıyla “memuru muhakemat” kanunu ile zırha bürünmüştür. İşlediği suçlardan dolayı normal adli makamlar tarafından yargılanmaz. Görev sırasında verdiği zararlardan dolayı da “görev zararı” namı altında tanzim mekanizması işlemez. Velhasıl, bürokrasi Türkiye de “Layüseldir”. Protokolde bile bürokrat seçilmişlerin önündedir. Onun içindir ki Türkiye de hiçbir genelkurmay başkanını, milli savunma bakanı ile birlikte dış ziyarete gittiğini göremezsiniz.! Neden?  Çünkü Türkiye de protokolde Genel Kurmay Başkanının yeri savunma bakanını üstündedir. Gelişmiş demokrasi toplumlarında, dışarıda ise protokolde seçilmişler, makamı ne olursa olsun, atanmışların önündedir.           

Bu hegemonyadan kurtulmak için önce Türkiye de efendinin kim olduğunu bürokrata hatırlatmamız lazım. Siyasi iktidar hatırlatamıyorsa, vatandaş haklarına sahip çıkıp hatırlatmalı.                   

Avukat olduğum için mahkemelerde bir kalemde şahit olduğum bir olay. Vatandaş kaleme gelmiş, memura bir şey soruyor. Memur sorusundan alınmış ki vatandaşı tersledi. Vatandaş da sesini yükseltince “Benim amirim sen değilsin” diyerek tersledi. O zaman devreye girmek zorunda kaldım. Memura “ senin amirin kim” diye sorduğumda mahkeme hâkimi olduğunu söyledi. Ben de o zaman 15’i oldu mu maaşını hâkim beyden al deyince şaşırdı. Böyle şey olmaz dedi. Bende senin amirin hâkim, onun amiri sırasıyla komisyon, onun amiri bakan, bakanın amiri başbakan, başbakanın amiri de TBMM’DİR. Meclisin duvarında da “Hâkimiyet kayıtsız şartsız Milletindir.” ibaresi yazar. O zaman senin amirin huzuruna gelen itip, kalktığın bu millettir, deyince susmak zorunda kaldı.

İktidar erki bölünmez. Siyasi iktidarı elinde bulunduranlarda bu gücü, kullanmada zaaf gösterirlerse, efendinin bu millet iradesi olduğunu bürokrata hatırlatmazlarsa, güç silahı kendilerine doğrultulur. Bu durumda, bu günlerde olduğu gibi memlekette kaosu yaratır. Birilerinin bürokratlara efendinin kim olduğunu hatırlatması gerekir.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR