21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

İmar planları ve çevre-insan ilişkisi

1-)Tarihi Gelişim Süreci

Bayındırlık, bayındır kılma, geliştirme ve şenlendirme anlamında kullanılan “İMAR” sözcüğü belediye sınırları içinde ve dışında yapılaşmaya ve yerleşmeye konu yerlerin belirli plan çerçevesinde mamur hale gelmesini anlatır.

İmar faaliyeti insanlık tarihi ile başlar. İlk insanlar toplu yaşamaya başladıkları, küçük klanlar, köyler ve site şehirleri kurdukları andan itibaren, yaşadıkları çevreyi güzelleştirmek namına bir takım kurallar manzumesi kabul ederek, ilk defa çevre insan ilişkilerinin önemini anlamışlardır. Tarihi gelişimi içinde, giderek gelişen ve sürekli bir yükselme trendi gösteren imar hareketleri günümüze kadar ulaşarak en modern halini almıştır. Günümüzde imar faaliyetleri belli bir disipline içinde ve plan çerçevesinde yürütülmektedir.

İmarla ilgili ilk yerel bazda modern anlamda düzenleme 3194 sayılı imar kanunu ile getirilmiştir. Kanun kapsam itibariyle olumlu yenilikler getirmesine rağmen, teknik ve altyapı eksiklikleri mevcuttur. Bundan dolayıdır ki, günümüze kadar bir dizi değişiklikler yapılmıştır. Yasanın amacı “Bu kanun, yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.” şeklin de 1. maddede ifade edilmiştir. Bu tarif kanımca çok eksiktir.  En büyük eksikliği içinde “İNSAN” kavramının olmayışıdır.  Sadece  “Fiziki” şartları yani eşyayı korumayı amaçlamıştır. İnsan olmadan çevre ve çevresel faktörler düşünülemez. Modern anlamda imar planları, insan, toplum, çevre ilişkilerinde, kişi ve aile mutluluğu ile toplum hayatını yakından etkileyen fiziksel çevreyi sağlıklı bir yapıya kavuşturmak, yatırımların yer seçimlerini ve gelişme eğilimlerini yönlendirmek ve toprağın koruma kullanma dengesi en rasyonel biçimde belirlemek amacıyla yapılır. Coğrafi veriler, beldenin kullanılışı, donatımı ve mali bilgiler gibi konularda yapılacak ARGE çalışmaları sonucu elde edilecek bilgiler ışığında, imkanlar ölçüsünde en iyi çözüm yollarını bulmak, belde halkına iyi ve sağlıklı yaşam koşulları sunmak amacıyla, kentin kendine has yaşama biçimi, dinamikleri, nüfus, alan ve yapı ilişkileri halkın her türlü sosyal ve kültürel ihtiyaçları düşünülerek planlar hazırlanmaktadır.

2-)İslam ve Çevre İlişkileri:

Bizler, kurulmuş bir dünyaya doğmakta; fakat sosyal hayatın ürettiği bir bilinçle çevremizle ilişki içine girmekteyiz. Çocukluğumuzdan itibaren gerek ailemiz ve gerekse içinde yaşadığımız sosyal çevremizden aldığımız düşünce ve davranış tarzıyla tabii çevremizi algılarız. Dolayısı ile sosyal çevremizde yaşayanların görmediği birçok şeyleri de biz göremeyiz. Çevremizde farkına varmamız ve korumamız gereken pek çok şey olmasına rağmen, çoğunlukla bunların farkında bile olamayız. Çünkü ana rahminden dünyaya gözümüzü açtığımızda yaşadığımız çevrenin farkına varmıyoruz, tanımıyoruz.  Hazır ve güvenilir bir ortamı idrak etmeden, emek sarf etmeden elde ediyoruz. Teneffüs ettiğimiz havanın, ışık ve ısısına muhtaç olduğumuz güneşin değerini yitirdiğimizde anlarız. Bu nedenledir ki insandaki çevre bilinci etrafındakileri fark etmeye başladığında gelişmeye başlar.

Cenabı hak, yeryüzünü imar görevini insana vermiştir. Bu görev insan açısından çok büyük manalar ifade ettiği gibi kutsaldır da. Zira bu görevi veren makam en yüksektir. Kuranı Kerimde Hud. süresi  61. ayetinde “sizi yeryüzünde yaratıp, gönderen, orayı imar etmenizi dileyen Allah’tır” buyrulmaktadır.

Bu ayetin tefsirini çeşitli kaynaklar vasıtası ile incelediğimizde “İbni Kesir ve İbni cevzi tefsirlerinde, Allah’ın (C.C) insanı dünyayı imar edecek şekilde yarattığı veya Allah’ın(C.C) insandan dünyayı imar etmesini istediği” şeklinde beyan etmişlerdir. İslam uleması bu ayeti baz alarak, mesken yapı, su kanalları açılması, ağaçlandırma çalışmaları gibi, imar işlerinin toplum üzerinde bir mecburiyet olduğunu söylemişlerdir. İnsan tabii ve dini bir görev olarak yeryüzünü imar edecektir. Ama bunu yaparken doğal dokuyu ve tabiatı  tahrip etmeden yapacaktır.

Allah’ın (C.C) bu ayetini çok iyi bilen Peygamberimiz (SAV) bu konuda bizlere örnek olmuştur. Medine’ye hicret ettikten sonra mamur hale getirmek için bizzat kendisi çalışmıştır. Bilindiği üzere Mekke  şehrine yakın Arafat ve Mina dediğimiz belli bir kısım bölge harem olarak ilan edilmiş, bu bölgelerde yaşayan tüm canlılara ağaçlar da dahil olmak üzere zarar verilmemesi emredilmiştir. Hatta tarihte resmen ilk ilan edilen koruma amaçlı SİT Bölgesi Arafat ve Mina bölgesidir. Adiy Bin Zeydin rivayet ettiği bir hadiste “ Peygamber (SAV)’in Medine’nin her cihetinden 30 km uzaklığa kadar tahminen 1000km2 ‘lik bir alanı koruma bölgesi ilan ettiğini, bu bölgedeki ağaç ve dallarının kesilmemesi, avlak olarak kullanılmamasını” salık vermiştir. İlk gittiğinde Peygamberimiz (SAV) taşlayan Taif Halkı sonradan Müslüman olmak için Medine’ye bir heyet göndermiş, bizzat peygamberimizin kendisinin hazırlattığı anlaşma metinine “ Taif bölgesi vadilerinin koruma altına alındığını, bitki örtüsünü tahrip etmenin ve hayvanlarını avlamanın yasak olduğu ve bu yasağa uymayanların cezalandırılacağı “ibaresini yazmıştır. (Ebu Davut). Peygamberimizin (SAV) vefatından sonra Hz. Ömer (RA) hilafeti döneminde bu emriname baz alınarak, yasağa uymayan birisini cezalandırmıştır. “Kıyametin kopacağını yakınen bilsen bile elindeki fidanı dik” emri dinimizdedir. İnsan ve hayvanların faydalandığı, gölgesinde serinledikleri sidr ağacını kesmeyi Peygamberimiz (SAV) yasaklamış ve kesene de beddua ettiği (Ebu Davud) da yazılıdır.

3-)Bursa Ovası ve Çevre İnsan İlişkisi

Üzerinde yaşadığımız Bursa Ovası öteden beri sebze ve meyve tarımı ile hayatlarını idame ettiren insanların yaşadığı bir bölgedir. Osmanlı ve öncesi Bursa’nın yerleşim alanlarına baktığımızda, kentimizin ilk yerleşim alanları Uludağ’ın etekleri olduğu tarımın yapılmadığı kesimlerdir. İlk yerleşim birimleri, Hüdavendigar, Çekirge, kaleiçi bölgesi, Yeşil Cami ve civarı, Yıldırım Cami ve civarına bakılırsa ovaya hâkim yüksek tepeler olduğu görülür. İlk dönemlerde, Bursa ovasına doğru bir yerleşim alanı yoktur. Bu yüzden Bursa kent olarak her yerde “Yeşil Bursa” olarak anılmıştır.

Bursa’nın teknolojik olarak gelişmesi, sanayi bölgelerinin açılması ile büyük tesislerin Bursa da bina edilmesi, Uludağ Üniversitesi’nin Bursa’ya kurulması sonucu, şehrimiz içerden ve dışarıdan büyük oranda göç almıştır. Hızlı nüfus artışı barınma ihtiyacını doğurmuş, bu ihtiyaç konut sektörünü geliştirmiştir. Yerel yöneticiler bireyin bu ihtiyaçlarını zamanın da gidermede geri kalınca, bireylerin fiilleri, yerel idari hizmetlerin önüne geçmiştir. İdari yapı bireyin çok arkasında kalınca, menfaatler dengesi ağır basan bireyler konut ihtiyaçlarını kendileri gidermeye kalkışmış, bunun sonucu olarak düzensiz ve çarpık bir kentleşme başlamıştır. Siyasilerde oy kaygıları ile kargaşaya ses çıkarmamışlardır. Bu şehre ihanet ve ihmaller zinciri sonucu da, Bursa yeşilden arındırılmış, kentin ve ovanın silueti yeşilden karakuşiye dönmüştür.

4-)Kentleşme ve Rant:

Teknolojik ve ekonomik gelişmeler sanayileşmeyi, sanayileşme işsizliğe ve ekonomiye katkıları kentleşmeyi hızlandırmıştır.  Sanayileşme ve kentleşme birbiriyle uyumlu şekilde geliştiğinde sorun olmamıştır. Ancak bu iki kavram birbirine uygun gelişme göstermediğinde (ki kentimizde öyle olmuştur.) çözümlenmesi güç sosyal ve çevresel sorunlar baş göstermiştir. Kentleşme olgusu bir taraftan mevcut kentlerin nüfus ve alanı itibariyle büyümesini, aynı zaman köy kasaba vb. gibi kırsal kesimlerin kente dönüştürmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda kırsal da yaşayanların kentin nimetlerinden faydalanmak, çocuklarına daha güzel bir gelecek hazırlayabilmek için eğitimlerini şehirde sürdürmek istemeleri ve üniversitelere Türkiye’nin her yerinden gelen öğrencilerin barınma, altyapı gibi ihtiyaçlar kentteki büyümeyi hızlandırmıştır. Bu büyümeyi karşılayacak şekilde ihtiyaçlar karşılanmadığında, düzensiz bir kentleşme ve şehrin içinde ve metropol tabir edilen kısımlarda gece kondulaşmalar olmuştur.  Artan sorunlar karşısında mevcut kurumlar yetersiz kalmıştır.

5-)Yeşili mi Koruyacağız, ovayı mı?

Yerel yönetimlerin bugüne kadar uyguladıkları imar planlarının, bir kısmı başarılı olmuş, bir çoğu da kentte yeni rant alanlarının oluşmasına, haksız kazançla yeni zenginler yaratılmasına ve servet birikimin toplumda dengesiz dağılmasına sebep olmuştur. Bursa’yı idare eden yerel yönetimlerin çeşitli dönemlerde hataları sonu arsa spekülatörleri türemiş, kentin ve kırsal kesimin rantını kendilerine çevirmişlerdir.  Ve bu hortumlama da en büyük ihmal yerel yönetimlerin hatalı uygulamaları olmuştur.

Bugüne kadar Bursa’yı idare eden yerel yöneticiler hep yasakçı - koruyucu mantıkla hareket etmişlerdir. Dikkat edilirse her devirde Belediye’ye talip olan adaylar ovayı koruyacaklarını ve bunun içinde bir Bursa anayasası hazırlayacaklarını topluma deklare etmişlerdir. Ovanın korunması için her türlü yasakçı – koruyucu düzenlemeleri yaparak yapılaşmayı önlemeye çalışmışlardır. Ancak bugüne kadar geldiğimiz noktada; bu düzenlemelerin ve yasakların sorunu çözmediği ortadadır.

Bursa için tercihimiz “ Yeşilimi koruyacağız yoksa ovayımı?” noktasına gelmiştir.

Bursa ovası içinde kırsalda yaşayan küçük yerleşim birimlerinin geçimi, ağırlıklı olarak sebze ve meyveciliktir.  Kentin doğusunda kalan ovada ağırlıklı olarak %80 civarında meyvecilik çoğunluktadır. Bunlar içinde de en önde Armut- Şeftali ve Elma yetiştiriliciliği gelmektedir. Batısında ki ovada ise üretim umumiyetle meyve ve sebze ağırlıktadır.

Uygulanan tarım politikaları sonucu, köylü ürettiğini satamamakta, satılsa bile para etmemektedir. Buna ilaveten de kentin varoşlarında yaşayan bir helali, haramı bilmeyen bir kısım insanlarda, köylünün bakıp, yetiştirdiği bahçeyi ürün olgunlaştığında toplayıp gitmeleri sonucu, köylü yerine dahi sahip çıkamamaktadır. Emeğinin karşılığını alamayan köylü tarım girdilerinin olağanüstü fazlalaşması üzerine  elindeki bahçesine bakamamış, bahçeler atıl bir vaziyette kalmıştır. Geçimini ziraattan temin eden köylünün ürünü yeterli para ettiğinde ondan ailesinin geçimini sağladığından elindeki bu taşınmazlarını gözden çıkarması düşünülemez.  “Ovayı koruyacağız, yapılaşmaya engel olacağız.” diyen yöneticiler sayesinde, arsa rantiyecileri çok ucuza bu taşınmazları köylüden almışlar, zamanla yerel yöneticilerle olan bağları nedeniyle de mevzi imar planları yaptırmak suretiyle veya belediye meclisler de kendilerinin çok büyük kazançlar elde etmesine, toprağın gerçek sahibi olan köylünün daha da fakirleşmesine sebep olunmaktadır. Mülkiyetin bu şekilde haksız olarak el değiştirmesi, sebep olanlar yönünden de bir hak gaspı ve bir nevi hırsızlıktır. Sonuç da manevi sorumluluk da gerektirir. Hızlı bir gelişim ve bunun sonucu değerlenen, Bursa’nın batısındaki ovadaki arazilerin hızlı bir şekilde iki üç defa el değiştirdiği kayıtlarda açıkça görülmektedir.

6-)Yeşili Korumak için Yapılması Gerekenler

a-)Ova üzerindeki kırsal kesim de bulunan tarla vasfındaki araziler üzerinde, en düşüğü 500m2 den aşağı olmamak üzere ve her 500m2 lik arsa üzerine, 100m2 yi geçmeyecek şekilde iki katlı bahçeli nizam imar parselleri oluşturularak bölgesel planlar hazırlanmalı, bu parselasyon ve imar uygulamaları yaşanabilir bir çevreyi oluşturacaktır;         

b-)26.07.2005 tarihinde  R.G de yayımlanan 25882 sayılı Koruma Amaçlı İmar Planları ve çevre projeleri hazırlanmasına dair yönetmelik esasları göz önüne alınarak, Bursa’nın doğusunda Gölbaşı Köyüne kadar, batısında da Uluabat gölüne kadar olan ova bölgesinde plan değişikliğine gidilmesi;

c-)Bölgesel planların uygulanabilirliği açısından, bu bölge üzerinde daha önceden hazırlanmış nazım imar planları üzerinden plan tadilatları yapılarak, hukuki altyapının da hazırlanmasının temini, bu planların hazırlanması aşamasında ova köylülerinin görüşlerinin alınarak, katılımcı demokrasinin gerçekleştirilmesi;

7-)Bu uygulamanın Bursa ekonomine Getirileri:

a-)Bu uygulama ile insan unsuru öne çıkacağından, kentin kasvetli ve gürültü kirliliğinden bunalan kent insanı toprak ve tabiatla baş başa bu mekânlarda yaşadığında manen mutlu olacaktır. Zira her şey insan içindir. Bu parselasyon ve imar uygulamaları yaşanabilir bir mekan ve  çevreyi oluşturacaktır;         

b-)Özel hayatında mutlu ve sağlıklı olan bir insanın üretime katkısı olumlu olacaktır;

c-)Bahçeli ev içinde yaşayan insan, yaşadığı mekâna çeşitli ağaçlar, çiçek ve sebze bitkileri ekmek suretiyle ovanın yeşil kalması sağlanacak;

d-)Arsa rantından gerçek mülk sahiplerinin yeterli pay alması sağlanacak ve bu suretle sosyal adaletin eşit şekilde yayılımı sağlanacaktır;

e-)Kaçak yapılaşmanın önüne set çekilecek, gerekirse gecekondulaşmış bölgelerin yenileme ve ıslahı sağlanacaktır;

f-)Kent korumacılığında imar unsuru öne çıkacak, koruma alanları siyasal iktidarların tekelinden çıkarılmasına sebep olacaktır;

g-)Bundan önce sadece fiziki anlamda yapılarak çıkarılan imar planlarına insan unsuru girecek insani ve sosyal içerikli planların yapımına vesile olacaktır;

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR