24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

İstiklal Marşı

Sultan 2. Abdülhamit Hanın 31. Mart 1908 yılında, ittihat ve Fesakki Partisi sergerdeleri tarafından tahtan indirildikten sonra, Türkiye devleti ve milleti hiçbir zaman huzur görmedi. Devleti Aliye Osmaniye’yi tanımayan, halk içinde olmayı kendilerine züladdeden o zamanın çoğu saksı kafalı aydınları sayesinde, Osmanlının devasa mirası yavaş yavaş elden çıkmaya başladı. Sırasıyla Balkanlar, Ortadoğu Afrika’nın kuzeyindeki Osmanlı toprakları, batının ve Milliyetçi unsurların eline geçti. Hiçbir devlet tecrübesine sahip olmayan ittihatçılar, bu kopuş ve dağılışı tabiri caizse öküzün trene baktığı gibi sadece seyrettiler.               

1914 Yılında başlayan ve Türkiye için Milli Mücadele olarak anılan 1. Dünya savaşı başladı. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa’daki devletlerarası sorunları çözerek Avrupa Birliğinin Temellerini atmak isteyen büyük devletler, bu arada Osmanlı Topraklarının taksimini meşrulaştırmak için çareler arıyorlardı. Bu amaçla dünyanın büyük devletlerinin bir kısmı itilaf ve bir kısmı da ittifak devletleri altında iki park oluşturdular. Aslında bu iki paket arasında var olan gizli anlaşma gereği, Osmanlı devleti bu iki pakttan birisi yanında savaşa sokulacak ve Osmanlının taraf olduğu paktta olan devletler yenilecek. Dolayısıyla Osmanlı Devleti de yenilmiş olacaktı. Nitekim bu tezgâhı fark etmekken aciz ittihatçılar, büyük ümitlerle ittifak devletleri yanında savaşa girdiler. Ordumuz tüm cephelerde başarı kazanmasına rağmen ortağı olduğumuz ittifak devletleri yenilince bizde yenilmiş sayıldık. Bundan sonra da İtilaf devletlerinin tek taraflı dayatması ile Mondros Mütarekesini kabul etmek zorunda kaldık. Mondros Anlaşması ise Türkiye’nin yok oluşu ve paylaştırılması anlaşmasıdır. Zira bu anlaşma gereği 1918 yılından itibaren, İngilizler Yunanlılar, Fransızlar, İtalyanlar ve hatta Okyanus ötesi ABD’nin Wilson prensipleri gereği Doğuda Ermeniler olmak üzere Anadolu işgal edildi.         

Son zamanlarda programlara çıkan tarihçiler bile dikkat ederseniz bundan 80-100 sene önceki tarihli olaylara pek değinmezler.  Bir kısmı korkudan konuşamaz, bir kısmı da konuşturulamaz. Zira bugün büyük adam olarak bildiğimiz bazı şahısların aslında basit bir insan oldukları ve hatta ihanetlerinin de olabileceği düşüncesi ile yakın tarihimiz hakkında bilgi vermezler.         

Biliyorsanız 2. Abdülhamit’in 1908 yılında halledilişi sırasında Osmanlı topraklarının genişliği 8-9 milyon km2 idi. Yani bugünkü Türkiye’nin 10 katı kadardı. 1923 yılına kadar 15 sene içinde 8 milyon km2 vatan toprağı elden gitti. Bu toprakları kim verdi, neden elden çıktı… Sorumluları bugüne kadar tarihçiler tarafından ortaya çıkarılmadı. Hep bu 15 sene içinde meydana gelen olaylar örtbas edildi. Bugün de sormak lazım. 15 senede 8 milyon km2 vatan toprağı neden ve nasıl elden çıkarıldı. Sorumluları kim?          

İstiklal Marşı dediğimiz olgu önce batıda başladı. Ulus devletleri kurulduktan sonra, bu devletleri simgeleyen bayrakları gibi, kendilerini tanıtıcı marşlarının olması ihtiyacı da doğdu. İlk milli Marş da 1789 da Fransa’da kabul edildi. Batı ile ilişkilerimiz genişleyince de onların önemli gördüğümüz yönlerini kendimize örnek almaya başladık.            

İstiklal marşımız 12 Mart 1921 yılında TBMM de kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. İstiklal marşımızın şairi de bugünkü nesil tarafından fazlaca tanınmayan Mehmet Akif ERSOY’DUR. Marşın yazıldığı tarihte Türk vatanı düşman işgalinde, Millet harplerden yorgun ve bitap bir vaziyette, cesaretler kırılmış, ümitsizlik hat safhada idi. Böyle bir dönemde, halkın ve ordunun motivasyona ihtiyacı vardır. Vatanını seven bir grup aydın, halk içerisinde vaazlar veriyor,  gazetelerde yazıyor ve mitingler düzenliyor ve moralleri yükseltmeye çalışıyordu.               

Bu amaç doğrultusunda İstiklal Marşı yazılması için 500 TL ödüllü yarışma düzenlendi. Milli Eğitim Bakanlığı’na 734 şiir gönderildi. Bu şiirler kurulca değerlendirilerek 6 ya düşüldü. Ama hiç biri beğenilmedi. O zaman Burdur Mebusu olan M Akif ERSOY şiir göndermemişti. Zira içinde para ödülü vardı. Koca Akif para karşılığında marş yazamazdı. Bilahare Akif’in arkadaşı Hasan Basri ÇANTAY’ın ısrarları sonucu ödül kaldırıldıktan sonra M. Akif bugün terennüm ettiğimiz İstiklal Marşını 48 saat içinde yazdı. Mecliste zamanın Milli Etim Bakanı Hamdullah Suphi TANRIÖVER tarafından defalarca okundu ve ayakta dinlendi. Bugün Müslüman Türk gençliği olarak İstiklal Marşımızın dizelerini okuduğumuzda, derin manaları içerdiğini ve ruh ufkumuzu sonsuza dek göklere çıkardığını görürüz.         

Merhum Akif veteriner hekimdi. Burdur mebusu olmuş, buna rağmen sırtında paltosu dahi yoktu. Ankara’nın ayazında Tacettin Dergâhından meclise yaya giderdi. Tam bir Müslüman’dı, dürüsttü…      

Hatta bir gün harbi umumide kardeşinin evine gider, onların çayı şekerle içtiğini görünce, Milletin yemediğini siz nasıl yersiniz diyerek bir müddet kardeşinin evine gitmedi.               

Son zamanlarında hasta yatağında kendini ziyarete gelen gruptan birisi, İstiklal Marşı yeniden yazılsın deyince, Koca Akif yatağından doğrularak, “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırması!” Allah bir daha bu milletin, bu memleketin, istiklalini tehlikeye düşürmesin, Bir daha onu İstiklal Marşı yazdırmaya mecbur bırakmasın” demiştir. Son sözleri bile günümüz insanına büyük mesajlar vermektedir.             

O yüce insanı ve İstiklal Marşımızı bugün yıldönümlerin de anmayanlar, anlamayanlar ve onu unutturmaya çalışanlar olsa bile aydınlık nesil onu unutmayacaktır.            

Ruhun şad olsun yüce insan…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR