21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Kadınlar Günü

Geçtiğimiz 8 Mart 2014 Cumartesi günü “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlandı. Türkiye’deki kadınlarımızda bu münasebetle sokaklara döküldüler, İktidarı yuhaladılar ve hatta Ankara’daki yürüyüşte olduğu gibi, kendilerine bir şeyler söyleyen bir erkeğe de ellerindeki sopalarla vurdular, bu yetmemiş olacak ki kovaladılar… Böylece kadınlarımız çağdaşlaşmanın getirdiği nimetlerden faydalandılar, hem cinslerinin haklarını da korumuş oldular. Aslında bu günün tam adı “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”dür. İçinde geçen emek kelimesine aldanıp da sokakları dolduranların emekçi olduklarını zannetmeyin. Olaylara katılanların giyimi kuşam ve hareketlerine bakarsanız pek emekle ve haklarla ilgilendiklerini söyleyemeyiz. Zira haftanın 5 günü çalışan memur kadınlarımız ile 6 günü çalışan emekçi kadınlarımız,         Cumartesi günü aile içindeki görev ve sorumluluklarını telafi amacıyla kimi evinin temizliği, kimisi de yığılan çamaşırlarını yıkamakla meşguldürler. Onlar sadece yuvalarına hizmetle o günü geçirdiler. Beklentileri ise bir demet çiçek ve güler yüzdü...            

Dünya Kadınlar Günü nedeniyle ortalığa dökülenler maalesef hak sahibi olması gereken kadın olarak sadece kendilerini ortaya koymuşlardır. Anadolu’da yaşayan köylü kadınlarımız, büyük şehirlerin varoşlarında yaşayan gerçek emekçi kadınları hiç kale almamışladır. Dikkat edilirse son zamanlarda oldukça artan ve öteden beri toplumu meşgul eden kadın cinayetleri, tarlada, fabrikalarda alın terleri sömürülen emekçi kadınlarımız için, bir yürüyüş, geniş çaplı bir protesto eylemleri organize ettiklerini görmüyoruz. Bu türler sadece kendilerine iğne batırılırsa tepki verir. Başkaları ölmüş, zulüm görmüş umurlarında değildi. Nişantaşı’nda, Bebekte lüks cafelerde oturur, koca parası ile geçinir, lüks bir hayat sürer, kendilerinden başka kadınların var olduğunu pek kabullenemezler. Yıllardır hep yukarda yaşadıklarından, altlarındaki gerçek dünyadan habersizdirler. Belli günlerdeki toplumsal olaylara da, bir nevi psikolojik tatmin ve stres atma bahanesiyle katılırlar. Bugünden itibaren de göreceksiniz, bir sonraki kadınlar gününe kadar her şey unutulacaktır.            

Kişileri ve olaylar, hakkında doğru değerlendirme yapabilmek için doğru yerde ve zamanda bulunmak gerekir. Etrafımızda meydana gelen hadiselere de doğru bakış açısından bakmak gerekir. Gözlerin eşya ve tabiatı göremiyor, ya da buğulu görüyorsa, buna göre gözlük kullanman gerekir. İyi bir doktora gidip, gözlerindeki hastalığa uygun bir cam bulmamışsan, her şeyi flu görürsün. İşte insanların kadına bakışı konusunda da aynı yöntem gereklidir. Erkek olarak bu yönden kadına bakarsak yanlışa sürükleniriz. Zira karşımızdaki kişi sadece görünen bir obje değildir. Ruhu, hisleri, acıları ve hayalleri olan bir varlıktır. Bu itibarla kadını sadece çıplak gözle maddi anlamda bir obje olarak görürsek hakikatten uzaklaşırız. Günümüz insanı kadını bir obje olarak değerlendirdiği için, alakası olsun olmasın her türlü mal ve eşya reklamlarında kadının fiziğini istismar etmektedir.                

O halde kadına hangi açıdan ve hangi gözle bakmalıyız? Bunun içinde en doğru yöntemde yaratıcı nazarıdır. Hepimizi yaratan Allah (CC) olduğu içinde, yaratan, yarattığının her şeyinin en iyisini de bilir. Günümüze kadar gelen semavi dinlerde ilk yaratılanın insan olduğu kabul edilir. İnsanlığın atası Hz. Âdem (AS) ve Havva anamızdır. Biri kadın diğeri erkektir. Aynı anda yaratılmış, aynı zamanda dünyaya gönderilmişlerdir. Her iki cins de dünyanın ayrı ayrı yerlerine gönderilmelerine rağmen Arafat’ta birleşmişler, birbirlerini tamamlamışlardır. Demek ki ne kadın nede erkek kendi başına bir değer ifade etmiyor, kendine yetmiyor. Onun içindir ki her iki cins birbirinin tamamlayıcısı pozisyonundadırlar.               

Allah(CC) indinde kadın ve erkeğin yeri eşittir. Bu iki cinsin kadın veya erkek olmaları nedeniyle yüceltilmesi söz konusu değildir. Kadın, sırf kadın olduğu için yüce değil, erkekte sırf erkek olduğu için üstün değildir. Zira dinimiz, cinsleri ırklar ve kişiler üzerinden hareket etmez. İslam, insanı baz alır. Zira Kuranı Kerim de birçok ayeti Kerime de “ey kadınlar ve erkekler” hitabı yoktur. Bazen” mümin erkekler ve kadınlar, çoğu zamanda, ey iman edenler “ şeklinde hitap etmiştir. Onun içindir ki aslolan imandır. İmanın gereği olarak da kişiler arasında tek üstünlük takva ile olur. Bir taraf da dünyanın en akıllı, en zeki en mükemmel, en çağdaş kadını bile olsa iman etmediği sürece, İnanan bir zenci daha üstündür.          

Kadın ve erkek, insanlık ve her insanda bulunması lazım gelen temek hak ve hürriyetler yönünden eşittir. Mutlak eşitlikten söz edilemez. Zira bunun dışında her iki cinsin biyolojik yapıları, Psikojileri, kültürleri, bilgi yönünden eşitlik olmayabilirler. Zira bu hasletler çalışma ile elde edilen cins ve vasıf farklılıklardır. Cins ve vasıflar arasında da, omu üstün bumu üstün şeklinde mukayese yapılmaz. Kadın ve erkek iki ayrı cinstir. Elma ile armudun mukayese edilmediği gibi, bunların da birbirine üstünlüğü söz konusu olamaz. Vasıfları farklı olan canlılar arasında kıyas yapılamaz. Her iki cins, birbirlerine üstünlük taslama yerine insan ve insanlık onuru üzerinde birleşseler daha yaşanabilir bir dünya bizi bekliyor demektir. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR