24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

Kan Çanağı

 Eski felsefeciler hayatın en önemli olmazsa olmaz maddelerini “anasırı Erbaa” dört ana madde olarak kabul etmişlerdir. İnsanın yaşamını şekillendiren, varlık âleminde bir obje olarak ortaya çıkmasına neden olan bu maddeler, ateş-hava-su ve topraktır. Ancak buna ilaveten beşinci bir madde olarak da enerjiyi de bu güç içine katabilirsiniz Günümüzde insanların ihtiyaçlarının karşılanmasında enerji çok büyük yer tutmaktadır. Doğumumuzdan ölüm anımıza kadar ki hayat çizgimiz, enerji denen gücün tesiri altında olduğu gibi, millet olarak var veya yok olmamız da enerji sayesinde şekillenmektedir. En basitiyle evimizde, işyerimizde, kullandığımız ve hayatımızı kolaylaştıran tüm makine ve aletlerin çalışması enerji sayesindedir. Kışın soğuktan korunmamız, yazın da sıcaktan kavrulmamamız için enerjiye muhtacız. Hatta ve hatta devletlerin dahi gelişmişlik düzeyini, yılda fert başına tükettikleri enerji miktarı ile ölçülmektedir.                

Enerji deyince aklımıza ilk gelen “maddeye hareket kazandıran güçtür.” Fakat enerjiye sadece bu tanımla tanımlamak yetmez. Bu sözlük tanımı enerjinin nitelik ve niceliğini tam kapsamaz. Günümüzdeki enerji tarifi aynı zaman da, teknik, siyasi ve ekonomik gelişmelere yön veren güç olarak ifade edilmektedir.             

Dünya da 19. yüzyılın başlarından itibaren ABD ve Avrupa’da sanayi devrimi başlayınca, enerjinin uygarlıkların ve tekâmülün devamı için vazgeçilmez bir unsur olduğu ortaya çıkmıştır. Enerji den bağımsız bir şekilde büyümenin ve sosyal –toplumsal açıdan kalkınmanın imkânsız olduğunu, iktisadi ve siyasi anlamda güçlü bir devlet olmanın yolunun enerji sorununu çözmekten geçtiğini bilen devletler, öncelikle bütün çabalarını bu alana kaydırmışlardır.            

ABD bu sorunu önce kömür ile çözdü bu çözüm şekli çevrenin kirlenmesine sebep olduğundan halk nazarında karşılık bulmadığı gibi, Birleşmiş Milletlerce imzalanan Kyoto protokolü çerçevesinde atmosfere gaz salınımı belli kriterlere bağlanınca ABD ve Avrupa devletleri daha temiz enerji seçenekleri olan doğal gaz ve petrole yöneldiler. ABD de bu temiz enerji kaynaklarına sahipti ve fakat Avrupa doğalgaz ve petrol yönünden tamamen dışarıya bağımlıdır. Avrupa doğal gazının tamamına yakınını Rusya dan, Petrol ihtiyacını da orta doğudan temin etmektedir. Enerjide bu dışa bağımlılık Avrupa’nın geleceğini sekteye uğratmaktadır. Enerjiye sahip olan ülkeler, diğerleri üzerinde siyasi ve ekonomik denetimleri olduğundan, gerektiğinde Rusya doğalgaz akışını Avrupa’ya durdurduğun da makineler ve üretim durma noktasına gelmektedir. Bugün Ukrayna da meydana gelen ve eskiden Rusya’nın hegemonyası altında olup da bağımsızlıklarını kazanan devletler de meydana gelen ayaklanmalar, hep Rus, İran ve Türkmen gazının Avrupa’ya güvenli bir şekilde ulaştırılması noktasındaki sıkıntılardan kaynaklanmaktadır.         

Yukarıda açıkladığımız bilgiler doğrultusunda, bugünlerde Suriye de ortaya çıkarak, ortadoğudaki petrol bölgelerini yavaş yavaş eline geçirmeye başlayan IŞİD Irak - Şam İslam devleti adlı terör örgütünün faaliyetlerini ve onun arka planında ki güçleri daha iyi anlarız.             

Afganistan’ın işgali ile başlayan, akabinde Irak’ın işgaline daha sonra da Suriye olaylarının perde arkasında da enerji savaşları vardır. Bölge üzerinde Rusya, Çin ve müttefikleri, ABD ve Avrupa’nın geleceğe yönelik hedefleri ve stratejik planlarının olduğu açıktır.  Anlaşılıyor ki Afganistan’ın işgalinden sonra bölgede yeni etki alanları belirlenmiş ve sınırlar çizilmiştir. Büyük devletler doğalgaz ve Petrol pastasından paylarının sınırlarını belirlemişlerdir. Bu amaçla da şu anda ortaya sürdükleri Lejyonerler topluluğu IŞİD aracılığı ile nihai hedeflerine ulaşıyorlar. Dikkat edilirse IŞİD Irak toprakları içinde hiçbir mukavemet görmeden ilerlemesine devam ediyor. İki gün önce Musul’u silah atmadan işgal ettiler üstelik 4000 kişilik bir çete karşısında, koca bir 150.000 kişilik maliki ordusu tüm ağır silahlarını bırakarak şehri terk ettiler. Irak ordusunun bıraktığı ağır silahları da alan IŞİD bugün Saddamın doğduğu Tikrit ile Samarra şehirlerini de ele geçirdiler.  Hedefleri olan Bağdata ramak kaldı. Bu aşamada Kuzey Irak ta Türkiye’nin başına bela olan peşmerge ordusu ortalarda yok. Zaten ABD nin Irak ı işgali sırasında da Peşmergeler Türkiye sınırına çekilmişti. Son haberlerde ifade edildiğine göre peşmergeler de kendilerine biçilen bu konsept içinde hisselerine verilen Kerkük’ü işgal ettiler. Bütün bu olaylar değerlendirildiğinde artık ortadoğuda emperyal devletler yeni yeni dengeler kuruyorlar. Sınırlar yeniden çiziliyor. Petrol ve enerji kaynaklarından kimler ne kadar pay alacak belirleniyor. Unutmamalıdır ki zengin enerji kaynaklarına sahip olmak, o ülkenin ve ülke insanının da zengin olmasını gerektirmiyor. Orta doğudaki İran, ırak-S.Arabistan vs. gibi, Afrika da Sudan-Somali Libya, Fas vs. gibi devletlerde petrol ve yer altı kaynakları bakımından çok zenginler, ama en fakir halkı olanlar da bu devletler. Çoğunun halkı açlıkla karşı karşıya…              

Enerjisinin %80 ini dışarıdan temin eden Türkiye bu olaylar karşısında, aktif şekilde inisiyatif almalıdır. Ortadoğu da kurulmak istenen yeni dengeleri hesap edip, bunun karşısında gardını almalı ve yeni politikalar oluşturmalıdır. Hükümet bu konuda gerekli adımları fazlası ile atıyor. Dış dünyada etkili olmak istiyor, ama bir türlü içerideki hainlerin çıkardıkları sorunlarla uğraşmaktan dışa açılamıyor veya ayaklarına bağlanan iplerden kurtulabilse her şey daha çabuk değişecek. Maalesef hükümetin olaylar karşısında inisiyatif almasına muhalefet ve iç dinamikler ket vuruyor. Sürece ordu ve onun başındakiler gerekli desteği göstermiyor. Bu milletin sırtından yıllarca geçinen bürokrasi ve hele hele gözbebeğimiz dediğimiz seçkin askerlerimiz en ufak bir hadise karşısında teslim bayrağını çekiyorlar. Bunu çuval hadisesinde olduğu gibi Musul Konsolosluğumuzun teslim alınmasında da gördük. İçeride milletine      karşı güçlerini sınayanlar, Yurt dışında en ufak bir direniş karşısında silah atmadan teslim oluyor. Ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen bir silahlı kuvvetlerimiz var. Bayrak indirme hadisesinde de gördük. Bu devlete, bu millete karşı hiçbir fedakarlıkta bulunmayanlardan fayda gelmediği gibi çıktığın yolculukta da seni  hocanın fil hikayesinde olduğu gibi yalnız bırakmaları mukadderdir. Allah bilir aynı güvenlik kuvvetlerimiz ve konsolosluk mensuplarımız IŞİD militanlarının kendilerine ve ülkemize hakaretlerine karşı hiç yüzleri kızarmıyordur. Şapkalarına ve omuzlarına çeşit çeşit yıldızlar, apoletler takarak mütekebbirce dolaşanlar şimdi bu millete karşı söyleyecek sözleri olacak mı? .Devleti için, milleti için beyaz kefenini giymiş bir başbakan, öte yanda da en ufak bir mukavemet karşısında teslim bayrağını çekmeyi marifet sayan sözüm ona bağlılar…            

Sonuç olarak, siyasi konularda İslamilik olma iddiasını ciddiye alamam. İçi boş bir hayalden başka bir şey değildir IŞİD in içinde İslam kelimesi geçmekle onların İslami kimliği belirlenemez. Devlet isimle İslami olmaz. İcraatı ile olur. Vahye Kur-an a  Allah resulüne sadakatle ve bu sadakatini icraate dökmekle olur. Göstermelik şeriat ismi ile de, İslam devleti olunmaz. Adaletle ve hikmeti bir yönetim tarzıyla olunur. Dünyanın önüne doğru örneği koyarak olunur. Kendisini küfre kullandırarak şeytanın uşaklığını üstlenen bir örgüte de İslami denemez. Bütün Müslümanların hayrına olmayan hiçbir uygulama, İslamilikle etiketlenerek, gerçek Müslümanlara yutturulamaz.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR