21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Nereden nereye...

Son Osmanlı'nın yurt dışına çıkarılışı ile birlikte, İslam sancağı yere düştü. Cumhuriyet rejiminin despot idarecileri, yere düşen bu milletin onurunu kaldıracakları yerde, unutulması için her türlü çarelere başvurdular. Mazimizi bize düşman etmek için inkar politikalarını uyguladılar. Zannettiler ki; eskiyi inkar etmekle her şey düzelecek. 600 seneden beri Osmanlı'yı ayakta ve dimdik tutan İslam kardeşliği sütunlarını yıktılar. Asırlardır dünyaya barış ve huzuru getiren, ortak evrensel değerlerimizden sırt çevirdiler. Ne oldu? Beynimiz ve ruhumuz karardı. Siyah ile beyazı, aydınlık ile karanlığı ayıramaz olduk. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu seçemediğimiz için de karanlık dehlizlerde, şuursuzca koşturduk… Beynimiz ve ruhumuz karardığı için de gördüğümüzü zannettiğimiz, yakamozun yansımalarını, serap olduğunu düşünemedik. Karanlığın çukurlarında şuursuzca dolaşırken, gördüğümüz her ışıltıyı güneş zannettik… "Kurtarıcı" olarak sarıldığımız fikrin asıl olmadığını, sadece gölge olduğunu, gölgelerin ise ardından gidilmeyeceğini bir türlü anlayamadık. Gönlümüze ve gözümüzün önüne kapkara bulutları indirenler ise her zaman geleceğimize, kendi istedikleri doğrultuda yön verdiler… İftihar etmemiz gereken, asırlarca dünyaya hak ve adalet kavramlarının içini doldurarak, barış ve huzuru tesis eden şanlı ecdadımızı ve tarihimizi toptan inkar ettik, buna rağmen şeytani düzen kendi milletini kendinden saymadığı için horladı, küçümsedi. Binbir umutla bazılarının sarıldığı dikta rejimi, kendi halkına akla hayale gelmedik maddi ve manevi işkenceleri uyguladı. Yeri geldi, kendi işini kendi gören kurt misali milleti, inkılâp diyerek devletin bir sadık köpeği haline getirme çabası içine girdi. Eskiye dair ne varsa inkâr babında önce Osmanlı ile bağımızı koparmak için Osmanlı harflerini yürürlükten kaldırdı. Yerine Türk ve Türkçe ile hiçbir bağı ve ilgisi olmayan Latin alfabesini ihdas ettiler. Böylece bir gecede bütün bir milleti cehalet karanlığına sürüklediler, zırcahil bir toplum yarattılar.  Harf devrimi ile insanımız kendi dedesinin, babasının mezar taşlarını bile bugün okuyamıyor. Bütün bunları yapan ve yaptıran ittihatçı sergerdeler, maalesef sahne arkasındaki suflörlerin kulaklarına üflemeleri ile hareket ederek gerçekleştirdiler. Talimatı kendi fikirlerinden veya kendi milletinden değil, efendileri olan Batı'dan aldılar. Millet istiklal savaşında topraklarımızı işgal eden Batılıları kovmak için canını, kanını feda etti, kovdu ancak neidüğü belirsiz bu zümre, milletin kovduklarını yasalarıyla, fikirleriyle ve her türlü kültürel değerleri ile tekrar bu millete kabul ettirdiler.  Fakat kısa sürede gerçekleştirdikleri bu yıkıma kendileri de inanmamış olacaklar ki, halkın başına zorla şapka giydirdiler. Bunun için de hiç işleri yokmuş gibi kanunları çıkardılar, ama zorla şapka giydirdikleri bu insanlarımızı başkentimiz Ankara'ya dahi almadılar. İşin daha da garibi bu adamlar kendileri fötr giydiler, millete ise şapka giydirdiler. Üstelik şapka giydirdikleri milleti aşağılamak içinde “şapkalı” tabirini çıkardılar. Velhasıl "devrim devrim" dediler, eskiye ait var olan ve bizi ayakta tutan değerlerimizi devirdiler.

Ama 2002 yılı bir dönüm noktası oldu. Bu milletin bağrından  bir Molla Kasım çıktı. Tedrici olarak bu yıkımın izlerini önlemeye çalıştı. "Önce Millet" diyerek bu milleti mazisi ile barıştırmanın yollarını aradı… Tek partili despot rejimin ülkenin bağrına insafsızca çaktığı küflü çivileri bir bir çıkarmaya başladı. Bunlar içinde en önemlisi olan Türk dilini, bugünlerde olduğu gibi milletle buluşturdu. Şu, hiçbir zaman unutulmamalıdır. Harf devriminden sonra kabul edilen harfler Türk dilinin harfleri değildir. Bu konuda insanlarımız kandırılmıştır. Devrimin kullandığı bu harfler Latin alfabesi harfleridir. Latinler ise eski Yunan'dır. Türkistan’daki atalarımızın kullandığı harflerle hiçbir alakası yoktur. Bugünün nesli bizlerde dahil köklerimizin geldiği atalarımızın alfabe ve dilini de  bilmez, anlamazlar. Bugün kullandığımız harflere bir de "Türk Alfabesi" diyerek milletimize yalan söylenmiş ve kandırılmıştır. Bize hep Osmanlıca'yı öğrenmenin çok zor olduğu empoze edildi. Yeni harflerin  kolay öğrenildiği propagandasını yaptılar. Hakikatte hiç de öyle değildir. Normal akıl sahibinin günde iki saatini ayırması ile bir ayda rahatça okuma öğrenilebilir. Günümüzde Üniversiteyi bitiren biri dahi Türkçe'yi öğrenemiyor. Sadece papağan gibi konuşmayı öğreniyoruz. Dünyada hiçbir millet dilini ve harflerini terk etmemiştir. Bugün dünya dilleri arasında en zoru Japonca sayılır. Bu dilde harf yoktur. Kelime ve şekil vardır. Japoncayı sadece konuşabilmek için yirmi bin şekil  - kelimeyi ezberlemen lazımdır. Ama onlar kendi dillerini terk etmediler. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkesi haline geldiler. Ama biz Osmanlıca'yı terk etmekle, dünyaya evrensel İslam Medeniyeti'ni ihraç eden, pozitif bilimin temelini oluşturan, kültürel varlığımızı ve eserlerimizi okuyamaz hale gelince de iki arada bir derede kaldık. Ne dünyamızı ve nede ahretimizi, mamur edemedik. Bugün, hükümetimizin kabul ettiği Osmanlıca'yı, çocuklarımız öğrenirse, geçmişi ile barışacak dedesi ile arasında yeniden rabıta kuracak, bugüne kadar kendine kurulan tezgahları bir bir öğrenecektir. İyi ile kötüyü ayırt edecektir. Çağdaş geçinenlerin feryat ve figanları hep bunun içindir. Onlar isterler ki; bu milleti hep biz yönetelim, hayatına biz yön verelim, haşa bir hayvan gibi boyunlarına yuları takalım, uysalca istediğimiz yere götürelim ama artık maymunun gözü açıldı. Şapka düştü, saklanan hakikat göründü.

Unutmayalım ki, dilini yitiren toplumlar dinlerini de yitirirler. Dilimiz olan Osmanlıca'nın gidişi ile birlikte, maddi ve manevi hayatımız çölleşti.  İnancımızı ve İslami ruhumuzu yitirdik. Böyle olunca da yönümüzü yitirdik, yüzümüzü panzehir zannedip, zehre çevirdik, gözümüzü ise nura çevirdiğimizi zannedip, ateşe çevirdiğimizi anlayamadık.

Velhasıl dostlar, bir Arap atasözünde belirtildiği gibi “La yazurrus – sahabu, münadiyel kilap” (köpeklerin uluması bulutlara zarar vermez.) Ayeti kerimede de söylendiği üzere, "onlar istemeseler bile Allah nurunu tamamlayacaktır.”

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR