21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Neyin bayramı?

Bazı kavramlar vardır ki; üzerinde çok düşünülmesi gerekir. “Doğruluk ve yanlışlık” – “savaş ve barış” gibi. Bu kavramlar toplumun her kesimi tarafından geçer akçe olarak kabul edildiğinden, her türlü istismarın da sebebi  ve lokomotifi olmuşlardır. Zira bu kelimeler söylendiğinde bile kulaklara hoş bir seda olarak duyulur. Akıl ve mantık bu kelimeleri idrak ettiğinde olumlu yönde etkilenir ve müspet sinyaller vermeye başlar. İşte bayram kelimesi de böyledir. Hatta bayramların içinde dini bir simge ve içerik bile vardır. Milletler ve devletler tarihte kaderlerini olumlu yönde etkileyen olayları, sevinç vesilesi olarak kutlarlar. Unutulmasın ve toplumun vicdanın da yer etsin diye de, bu sevinç ve neşelerini zaman zaman veya her sene belli periyodik aralıklarla kutlar ve o günleri tekrar yaşar. Gelecek günlere daha iyi bir şekilde bakabilsinler.

Ama bizim bugün milli bayram diye kutladığımız günlerin çıkışına sebep olan hadiselere baktığımızda, nedenli kandırıldığımızı, kelimelerin içerdiği güzellikleri ifade etmesi gereken manaları nasıl saptırdığımız açıkça görülmektedir. Doğrularla yanlışları bir arada barındırmaya çalışan bir dönemin, geride bıraktığı acı hatıraları, ihanet sarmallarını ne yazık ki senelerdir bu ülke bayram olarak kutluyor. Halkın seçtiği bir rejimi yıkarak dikta rejimini getiren, askeri baskı altında hukuksuz olarak uydurma mahkemelerin kurulduğu, önce asarız, daha sonra da delilleri uydururuz mantığı ile hak ve adalet kavramların için edildiği, milli iradeye suikast ve cinayetlerin tertip edildiği, milletin anasının yıllarca ağlatıldığı bir 27 Mayıs bize yıllarca Hürriyet ve Anayasa bayramı olarak kutlattılar. Hiçbirimiz itiraz dahi etmedik.

Bugünlerde milletçe “23 Nisan neşe doluyor insan” diye şiirlerle kutladığımız çocuk bayramı nereden ve hangi olay ve olaylar nedeniyle çıktı, hiç düşündük mü? Dikkat edilirse küçük çocukların 23 Nisan nedeniyle ellerine verilerek ezberlettirilen şiirlerin ifade ettikleri manalara bakarsak bugünü armağan edenlerin gerçek niyetlerini de anlarız. Asırladır cihana hak ve adaleti getirmiş, sırf ilayı kelime tullahın hâkimiyeti için, mücadele etmiş, sadece ve sadece küçük bir boy iken dünyanın en büyük imparatorluğunu kuran ve asırladır bu hâkimiyeti sürdüre gelen bir Osmanlıyı yıkmayı, onu temsil eden padişah ve onun şahsında en büyük dini ve siyasi bir güç olan hilafeti kaldırmayı bayram olarak kutluyoruz. Asırladır ilmi, irfanı, terbiye ve ahlakı insanlığın emrine vererek dev bir kültür medeniyetini, harf devrimi ile bir günde devirmeyi, yıllardır mücadele ettiğimiz ve tarihte en büyük düşmanımız olan Avrupa’nın ticaret, ceza ve medeni kanunu alarak bu millete silah zoruyla dayatmayı, bir bayram olarak kutluyoruz. Söz de 23 Nisan da TBMM kuruldu, hâkimiyet kayıtsız şartsız millete geçti, safsatalarına da bu günün insanı artık pek inanmıyor. Zira hâkimiyet denilen halkın egemenliği Türkiye’de hiçbir zaman halka verilmedi. Parlamenter rejiminin kurulduğu ilk günden itibaren egemen güç hep elitlerin, bürokrat burjuva ile sermayenin elinde oldu. Bu kafalar hiçbir zaman hâkimiyeti, köylüye, işçiye, esnafa ve bu ülkenin gerçek sahiplerine bırakmadılar. Sadece Meclis duvarında ve mahkeme salonlarında duvarda asılı kaldı. Maalesef bu dayatmaları bugün masumane bir şekilde çocuk bayramı adı altında kutluyoruz. Aslında 23 Nisanda Çocuklarla alakalı hiçbir müspet karar ve olay yok. Ama çocuk ruhu masum ve temiz kötü niyetten uzak olduğu için, çocukluk istismar edilerek, bu olaylar bayram adı altından idraklere kazındı.

Senelerdir bayramlarını kutladığımız, çocuklarımız için bugüne kadar, üç beş şiir okuma yanında pek bir şey yapılmadı. Aksine, hayatın daha ilk başlangıcında çocuklarımız, örfünden âdetinden, dininden ve geçmişinden koparılarak, ruhsuz, inançsız sadece menfaatini düşünen bir nesil yetiştirmek için her şeyi devlet ve Milet olarak yaptık. Sonunda da bu çocukları büyütüp yaşlandıklarında anne babaya bakacakları halde hiç acımadan ana ve babalarına el kaldırınca da, niye böyle oluyor diye, iş işten geçtikten sonra kendimizi sorgulamaya başladık. Bu yanlış eğitim uygulamaları sonucu da yapılan araştırmalara göre bebek ölüm hızı binde 43, sanayi üretimde dört çocuktan biri sosyal güvencesiz olarak çalıştırılıyor. Kimsesiz çocuk sayısı 800.000’nin üzerinde, her çocuktan 1/3 ü istismara uğruyor. Sokaklar da yatıp kalkarak hayata bağlanmaya çabalayan çocuk sayısı 30.000.’in üzerindedir. Dünyadaki çocuk nüfusunun haritasını çıkartacak olursak durum daha da vahim. Bugünün sadece İslam dünyasında, Afganistan – Pakistan Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde 50 milyondan fazla çocuk, savaşlar nedeni ile yetim kalmış, savaşlarda ölen çocuk sayısı askerden çok fazla, 20milyon çocuk sokaklarında. Sadece tedavi edilebilir, hastalıklardan dolayı her yıl dünyada 5 milyon çocuk ölüyor.

Tabi ki medeni dünyada bunun tam tersi bir durumda mevcut. Çoğu yerde zenginler daha çocuk yaşlarda milyonluk arabaları, çocuklarına alabiliyorlar. Binlerce dolarlık pahalı oyuncaklar önlerine seçilebiliyor. Sırf giyim ve kuşamları için yüz binlerce dolar harcayabilen aileler de var. Hatta biz de olduğu gibi daha iki yaşına gelmeden ev apartman sahibi olan çocuklarda var. Bütün bunlar yanında en büyük tezatta çoğu anne baba çocuğuna bir lokma yemek yedirmek için ne numaralar çekiyor görüyoruz. Çocuk da bütün bunlara rağmen yemeğini, yememek için ağlıyor, sızlıyor, ana da arkasında dolaşıyor. Unutmayalım ki bugün Afrika’daki çocuklar bir lokma yiyecek bulamadıkları için ağlıyor, çoğu da açlıktan ölüyor.

Maalesef dünya insanı çocuk yetirmesini bilmediği gibi, Çocuklarını korumayı da bilmiyor. Çocukların mağduriyetine sebep tüm savaşları büyükler çıkarıyor, Daha sonra da hiç düşünmeden çocuk bayramını kutluyoruz. Ne büyük Tezat…

                                              

                                                                       

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR