24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

Ortadoğu'nun kaderi

Tarihler boyunca sahip olduğu coğrafi özellikler, kültürler, yer altı zenginlikleri bulundurduğu, dünyada yaşayan Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler gibi semavi dinlerin,  çıkış yeri, merkezi olması gibi özellikleri nedeniyle dünyanın en ilgi çeken bölgesidir. Üstelik bu üç semavi dinin kutsal mekânları da bu topraklar üzerinde bulunmaktadır. Bu özellikleri sebebiyle de uluslar arası kulvarda her zaman önemini korumuştur. Asya, Avrupa ve Afrika gibi üç kıtanın geçiş noktasında bulunması sebebiyle de, tarih boyunca pek çok önemli olaylara tanık olmuştur. Daha ortada petrol, doğalgaz vs yokken bile Ortadoğu kanayan bir yara olmuş, haçlı seferleri vs. gibi büyük savaşların alanı haline gelmiştir.         

Ortadoğu’yu bu kadar vazgeçilmez ve önemli kılan yer üstü zenginliği değildir. Yüzde yetmişten fazla sı çöl olan bu coğrafya da ağaç diksen olmaz. Zira su yok, tarımsal ürünler yetiştirmeye kalkışsan toprak bulamadığın gibi yine karşına su sorunu çıkar…            

Ne zamanki 19. yüzyıl da siyah petrol yatakları tespit edildi. Basra Körfezi ile Ortadoğu ülkelerinin kaderleri de karardı gitti. Sahip oldukları enerji kaynakları sebebiyle, Ortadoğu dünyanın süper güçlerinin ilgisini üzerine çekmiş, büyük devletlerin vantuzlarının uzandığı bir koridor haline dönüşmüştür. Bunun sonuncu da, dünya ekonomisinin istikrarın da büyük rol oynayan bu bölgeleri kontrol etmek isteyen güçler, dünya ekonomisinin yanı sıra, enerji kaynaklarının kontrolünü de elinde tutmuş olacaktı. Günümüzde dünyaya hakim olmak isteyen güçler, enerji dediğimiz ve makinenin çarklarını çalıştıran güce sahip olmaktan geçtiğini bilirler.

Halen daha enerjinin en büyük kaynağı olan ve günümüzde henüz önemini yitirmeyen petrolün % 70’i Ortadoğu coğrafyasında bulunduğu düşünülürse, bu bölgeye aç kurtların iştahının da yöneleceği açıktır. Nitekim de öyle olmuştur. İkinci dünya savaşından sonra bütün emperyal devletler gözlerini bu bölgeye dikmişler, zenginliklerini de sömürerek kendi halklarının semirmelerini sağlamışlardır. Bu sömürü düzeninin devam etmesi içinde Ortadoğu halkları mümkün olduğu kadar ayrıştırılmalıdır. Nitekim batı, bilhassa İngiliz siyaseti sayesinde, Ortadoğu'da küçük, aşiret devletlerine bölünerek amaçlarına varmışlardır.             

Eskiden milliyetçi unsurlar tetiklenerek bölünen Ortadoğu halkalarını şimdiler de ise mezhep temelli bir ayrışmanın içine girdiğini gözlemlemekteyiz. Bu ayrışmaların kökenin de siyaset ve bölge de güç sahibi olmak arzusunun yattığı açıkça görülür. Geçmişte mezhepler, siyasalın etki alanında iken, günümüzde artık siyasalın mezhepler etki alanı içine aldığını görüyoruz. Yani bundan böyle Ortadoğu da siyaset mezhep farklılarından, ayrışmalardan faydalanmakta, etki de bulunma kullanmaktadır. Bunun sonucu olarak nitelendirdiğimiz sorunlar; genel çerçevede ülkede siyasal iktidarı elinde bulunduran kişi veya grupların, kendi mezhebinden olmayanlara karşı tutundukları tavır ve yaptırımlarda ayrışma nedeni olmuştur. Örneğin Irak genelinde Sünniler, fazla olduğu halde, devlet başkanlığı Şiilere, keza Suriye’de Sünniler çoğunlukta olduğu halde başkanın başka mezhepten oluşları, eşit vatandaşlık statüsünü gerçekleştirmediği için Sünni-şii gerginliğini çıkarmıştır. Bu günkü olayların ve savaşların nedeni de bu çelişkidir. ISİD denen yapının çıkışı da buna bağlanabilir. Ortadoğu ülkeleri yer altı kaynakları bakımından çok zengin olduğu halde, İnsanlara ve tabana bu zenginlik eşit şekilde pay edilmemiştir. Maalesef dünyadaki milli gelir sıralamasında bu zenginliğe  sahip ülkelerin halkları her zaman en alt sınırlar da yer almışlardır. Bugün İran-Irak-S.Arabistan, Nijerya , Venezüella vs. gibi petrol zengini ülkelerin halkları fakrı zaruret içindedirler. Ülkelerin zengin enerji kaynaklarına sahip olması demek, o ülke insanının da zengin olmasını gerektirmez. Ne zamanki iktidarı elinde bulunduranlar sömürü ve ihanet sarmalından kendilerini kurtarırlar. Doğal zenginlikleri kendi halklarına yayarlarsa ancak bu hipotez doğru orantılı olabilir. Yoksa hiçbir enerji kaynağı olmayan devletler, senin zenginliğini Şirketleri vasıtası ile sömürürler.           

Ortadoğu’nun maalesef Osmanlı'dan sonra yüzü hiç gülmemiştir. Her zaman karamsarlık, yoksulluk ve savaşlar nedeniyle, geleceği kararmış, kendi başını dertten ve savaştan kurtaramamıştır. Bu gidişle Ortadoğu hala uluslararası aktörlerin çekişme ve çatışma alanı olmaktan kendini kurtaramayacaktı. Umulur ki son olaylar Türkiye’yi bu bataklığın içerisine sürüklemez…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR