21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Sanat ve sanatçı üzerine...

Sanat; kelime olarak Arapça’dır. Sana’a kökünden türemiş bir mastardır. “Yapmak – üretmek” demektir. Ancak bu yapma ve üretme işi sıradan bir eylem değildir. Şemsettin Sami’nin ifadesi ile Sanat, bir insanın özgün bir eser ortaya koyması ve yine insanın kendini ve değerini ifade etme yollarından birisidir. Sanatın tarifi hususunda, düşünürler arasında bir fikir birliği yoktur. Onu en geniş anlatımıyla “insanların gördükleri, işittikleri, hissettikleri ve tasavvur ettikleri olayları, objeleri ve güzellikleri, insanlarda estetik bir heyecan ve algı oluşturacak şekilde ifade edilmesidir.

Sanatçı ise, sanatı özümseyen, önemseyen, kendi kişiliğinde eriterek güzel şeylere dönüştürebilen, insan olma şeref ve bilincini yaratılış gayesine uygun olarak en üst düzeyde taşıyabilen ve bu uğurda kendinden geçen ve kendini aşabilen kişidir. Onun içindeki sanatçı herkesin gördüğü, düşündüğü ve algıladığı şeyleri, farklı bir şekilde algılar ve düşünür. Duyulmayanı duyar, görülmeyeni görür ve hisseder, olmayanı da ortaya çıkarır.

Sanat eseri, uzun bir olgulaşmanın ürünüdür. İnsanlara yeni bir mesaj getirir. Yeni ve kalıcı bir mesajda, kendi yaşadığı mekân ve zamanı aşar, geçmiş ve gelecek arasında bir köprü oluşturur. Allah’a ve ahlaka dayandığı sürece de karanlık ve müphem hiçbir noktası bulunmaz. Yaratıcının tüm benliğini kaplar. Sanat eserinde tekrar ve taklit yoktur. Zira bu âlemde canlı olarak yaratılan tüm varlıklar tektir. Bu birlik ve teklik Allah’tan gelen bir özelliktir. Yaratıcının tek olduğunun da delilidir.

Tarihi gelişimi içinde değerlendirdiğimizde sanatkâr genellikle saray yahut ta zenginlerin himayesinde varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Bu yüzden de kitlelere ve halka inmemiştir. Sanatını zenginlere ve üst kesime hasreden sanatçılar kısa zamanda halktan kopmuş, saman alevi gibi de birdenbire ortaya çıkmış ve kısa sürede yok olmuşlardır. Bu sebepledir ki halkın desteklemediği bir sanat eseri ve sanatçı kendini geleceğe taşıyamaz. Bunun içindir ki; Tolstoy, “sanatın kitlelere inmemesinin başlıca nedenini, sanatın belirli sınıfların çıkarları için kullanılmasıdır.”  der. Bu itibarla sanat ciddi bir meseledir. Gerçek sanatçı ciddi bir insandır. Bunun içindir ki; sanat ve sanatçı beynelmileldir.

Günümüzde en çok çarpıtılarak, konuşulan konulardan birisi de sanat veya sanatçı konusudur. Düzeysiz, niteliksiz, inançsız ve yaratıcıyı bilmekten yoksun bir sürü, kimsenin ortaya koydukları şeylere “sanat” deniyor ve bazıları da kendilerine “sanatçı” payesi veriyor. Sanatkârın ortaya koyduğu üç beş şarkıyı yarım yamalak okuyanlar, birkaç sinema filminde oynamış, kendi seyircisine bile olumlu anlamda mesaj veremeyen tiyatrocuların, TV ekranlarına çıktıklarında sanatçı olarak lanse edildiklerini görüyoruz. Üstelik bunların içinden bazı çevrelerde “sanatın dolayısıyla ile sanatçının ahlakı olmaz” gibi bir takım safsatalarla halkımızı yanlış yollara ve ahlak anlayışlarını bozmaya ve inançlarına darbe vurmaya çalışıyorlar. Hâlbuki insan, Allah’ın bir eseridir. Allah’ı ve insanın güzelliklerini tanımayan bilmeyen sanatçı olamaz.

Bugün toplumumuzda sol bir kesim sanat kavramına sahip çıkıyor. Bu kavramları kendilerine mal edip, arkasına sığınarak, inançsız, gayesiz, Allah’sız bir toplum oluşturmaya çalışıyorlar. Dün karşılarına aldıkları sermayeyi ve sermayenin kişiliğini temsil eden bankalara karşı her türlü yakma, yıkma eylemini solculuk zanneden kesim, bugün kapitalizmin kucağına oturmuş bir vaziyette 1980 öncesi eylemlerini bankalar üzerinden gerçekleştiren bu kitle, bugün başka dinamiklerin etkisi ile yumuşayıp bankalarla kol kola, İslam ile ve şeriatla savaşmaya başladılar. Bunun apaçık ispatını, akşam TV leri açtığımızda banka reklamlarında oynayan yıldız müsveddelerinin kimler olduğunu açıkça görüyoruz.  Bu isimler bazen gezi olaylarında karşımıza, sermaye karşıtı sloganlar atarak güya emekçilerle kol kola yürürken bir kısmı da her sene 1 Mayıs’ta sırf çeşni olsun diye ortaya çıkıyorlar. Hepsinin müşterek özelliği ise banka reklamlarında oynamalarıdır.  Bunun içindir ki, 1980 öncesi solun ve solcuların menfi de olsa bir ahlakı vardır. Hiç olmazsa inandıkları karşı durdukları banka reklamlarında çerez olmadılar.

Günümüzün solcu tüketicileri için bugün iki yol var. Ya Ferhan Şensoy’un her fırsatta, emekçinin bir yövmiyesinden fazla para tutan Küba purosu ve Che’nin yıldızlı beresiyle Komünist’çilik oynamasını alkışlayacak, ya da bankalarla tanışacaklardı.  İlginçtir ki; bugünün Sosyalist’leri, bir kısmının direnmesine rağmen kahir ekseriyeti, öncelikle Kapitalizm’le barıştılar, işlerine geldiğinde Liberal, bazen de Che’nin yolunda yürüyen bir Sosyalist, boş kaldıklarında ve kendi tutarsızlıklarını perdelemek istedikleri zamanlarda da biraz da Atatürk Milliyetçisi olarak günlerini sürdürüyorlar.

Artık bugün anlaşılmıştır ki, günümüz solunun herkesi kucaklayabilmesinin yollarından birisi de, sermayenin kucağına oturmakmış. Belki bir gün patronların emri altında hayatları kararan emekçi kardeşlerin, gezi de kol kola girip, birlikte devrimci marşlar söyledikleri, kendilerini, sanatçı zanneden kanaat önderi müsveddelerinin, emeğin ve emekçinin sırtından sermaye devşirerek kendilerini istismar ettiklerini görürler. Aksi takdir de emekçilerin ürettiği artı değer yine sömürülecek, ancak bu sefer sömürenler değişecek, ama sömürü düzeni devam edecektir.

Yukarıda yazdıklarımız gezi ruhunu yıkmaya yönelikmiş gibi algılanabilir. Şimdiden teessüf ederiz…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR