21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Sevinç ve üzüntülerimiz

Millet olarak hiçbir zaman, sevinç ve üzüntülerimizi, uygun biçimde ifade edemiyor.  Ne sevinmemizi bir sevgi yumağı içinde kutlayamadığımız gibi, üzüntülerimizi de layığı veçhile kutlamıyoruz. Örneğin tuttuğumuz takım galip geldiğinde elimize silahı alıp sokaklar da ulu orta sıkıyor,  yarattığımız tehlikenin farkında olmuyoruz. Bir şeye üzüldüğümüzde de şişeden medet umuyor, akıl ve şuurumuzu kaybediyor, yine elimize silahı alıp sokaklara dökülüyoruz.  Üstelik her iki durumu da meşruluk hali olarak kabul ediyoruz.

İşte her yıl 1 Mayıs kutlamaları da aynı minval de devam edip gidiyor. Emek ve sermaye arasındaki çatışma sonucu çıkan bu işçi hareketi, maalesef sendika baronları sayesinde sermayenin kucağını oturmuş vaziyette… Dikkat edilirse 70 li ve 80 yıllarda sendikaları göstermelik de olsa patronlara karşı, ücret ve çalışma şartlarının düzeltilmesi hususlarında grev yaparlardı. Bu grevler bazen aylarca sürerdi. Medya da sıkça bu tür haberlere rastlıyorduk. Son zamanlar da ise uzunca bir süre geçmesine rağmen, işçi hakları için bir mücadele yapıldığını göremiyoruz. Ara sıra gazetelerden grev haberleri duysak da, bu eylemlerin kamu işyerlerine karşı yapıldığına şahit oluyoruz. Bu grevlerde hak aramadan ziyade siyasi amaçlı olup, sırf hükümet karşıtlığından gelmektedir. Özel sektör de ve İstanbul sermayesine karşı hak mücadelesine tanık olmadık. Maalesef bugün sermayenin karşısında olması gereken işçi hareketi, sendika baronları sayesinde kendileri sermaye oldular.

İşçilerin alın teri üzerinden ise kapitalistlerin yeni sendika ağaları türedi.  Türkiye’de işçi hareketi dendiği zaman, akla her zaman yakıp yıkma, karşı duruş gibi marjinal sokak hareketleri gelmiştir. Halk üzerinde bu intibaaydı uyandıranlar ise işçiler, emekçiler olmamıştır. Ama eline hiçbir zaman iş makinesini almayan, işyeri ve çalıştığı fabrikanın tozunu yutmamış, her zaman iş kazası olur da elimi kolumu kaybederim korkusu ile yüzleşmemiş olanlar, marjinal gruplarla el ele vererek 1 mayıs olmaktan çıkarmışlardır. Öncelikle emekçilerin,  başlarında ki işçi hakları savunucularından kurtulması gerekir.  1 Mayıs da taksime açılan yollarda meydana gelen terör hareketleri tamamen hükümet aleyhtarlığına dönüştürülmüş, mevcut düzene başkaldırı  hareketleri haline gelmiştir.

Sendika baronları işçiler yerine, anarşist gruplarla kol kola girerek olayları başlatmışlardır. Halbuki bundan önceki iktidara gelen sol iktidarlar bile 1 Mayısı işçi bayramı olarak kabul  etmemelerine rağmen bu hükümet 1 mayıs işçi bayramı olarak yasalaştırmış ve resmi tatil ilan etmiştir. Halk nazarından bakılacak olursa işçilerin bu konu da mevcut hükümete söyleyecekleri hiçbir şeyleri yoktur.

Maalesef  Tük solu hiçbir zaman halkın içinde ve kalbinde olmamıştır. Kendileri boğaz da sırça köşklerde oturmuş, viskilerini yudumlayarak işçi haklarının edebiyatını yapmışlardır. Tenezzül edip de kurtarmak istedikleri halkın sesine kulak vermemişlerdir.  Bütün bunlardan sonra kendi köylüm Ahmet Efendi’nin anlattığı bir anekkod solun durumunu açıklamaya yeter. Ahmet Efendi benim 8 yaşlarında iken köyden birini öldürmüş be Bugünkü Adliye Binasının bulunduğu yerdeki eski Bursa Cezaevine konur. O tarihlerde bugünkü solun idolü Nazım Hikmet’te bu ceza evinde yatmaktadır. Nazım cezaevin de sosyalizmin propagandasını yapar, o tarihte okuma yazma bilmeyenlere de cebine iki tane beş kuruşluk para koyar, bizim Ahmet Efendi’ye elini cebime sok der, oda sokar, iki adet beş kuruşu çıkarır, Nazım çıkan beş kuruşun birisin bizim Ahmet Efendi’ye verir. İşte der bizim savunduğumuz sosyalizm budur, der. Bu işin cezaevinde  parasızlık çeken Ahmet Efendi’nin işine gelir. Yine bir gün Nazım’a yüklüce bir para gelir. Ahmet Efendi sanki kendi cebiymiş gibi elini Nazım’ın cebine sokacağı sırada Nazım hışımla Ahmet Efendi’nin elini terdar ve bizim savunduğumuz  sosyalizm ekmeğin büyüğünde değildir. Ve bir daha Ahmet Efendi’nin elini cebine sokturmaz.

 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR