24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

Sığınmacılar

Dini, milliyeti belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple de ülkesinden ayrılan veya ayrılmak zorunda bırakılan ve korku nedeniyle de geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, İltica ettiği ülke tarafından bu endişeleri haklı bulunan kişiye sığınmacı denir. Birleşmiş milletlerin sığınmacı tanımı budur. Bu itibarlardır ki mültecilik hukuki bir statüdür. Sığınmacı ve sığınılan devlet arasında karşılıklı olarak hak ve mükellefiyetler doğurur. Bunun içindir ki devlet tarafından kaydı yapılmayan, kamplara yerleştirilemeyen, geçmişi araştırılmayan sığınmacılar  bu haklardan yararlanamazla, onlara kaçak muamelesi yapılır.

İnsanların yerinden yurdundan ayrılıp, yaşadıkları mekanı bırakmak zorunda kalmalarının en önemli nedenlerinden birisi savaşladır. Bir ülkede savaş veya savaş endişesi varsa, elbette ki masum halk tabakaları bundan rahatsızlık duyacak, öldürülme korku ve endişesi onu sığınmacı konumuna sokacaktır.

Türkiye’nin bugüne kadar ekonomik gelişmesini tamamlayamamasının sebeplerinden birisi de, sığınmacıların neden olduğu parasal yüktür. Her zaman yazdığımız gibi Osmanlıdan ayrılan Ortadoğu hiçbir zaman huzur yüzü görmediği gibi, iç kargaşalar, mezhep savaşları, petrol kuyuları nedeniyle de emperyalist devletlerin iştahını kabarttı. Ucuz ve bedava enerjiye sahip olmak isteyen güçler, İslami anlayışın dışındaki bütün farklılıkları kışkırttılar… Bu tuzağı algılamaktan çok uzak olan Ortadoğu’nun despot devlet başkanları da batının bu isteklerine çanak tuttular…Petrolün getirdiği refah ve katma değeri kendi milletlerine sunacaklarına, batılı ÇUŞ ların baronlarına altın tepsi de sunmayı yeğlediler. Son yüzyılın getirdiği teknik imkanlardan yararlanarak gözü açılan halklar, Tunus-Mısır-Libya vs. de olduğu gibi, uykularından uyanarak işbirlikçi Firavunların tahtını sallamaya başlayınca, batılı güçlerde çıkarlarının tehlikeye girdiğini anladılar. Piyonları vasıtası ile sömürdükleri ülkelerin kendilerinin kapı kulu olan liderlerinin statülerini korumak şeytanın bile aklına gelmeyecek çarelere başvurdular. Önce insanların milliyetçilik damarını kabarttılar, yetmedi. Aşiret ruhunu körüklediler, buda yetmeyince mezhepçilik silahını kullandılar… Sonuç da  Ortadoğu da kan ve gözyaşı karışınca, rahat yüzü görmek isteyen insanlar yaşadıkları toprakları terk ederek, güvenli liman saydıkları komşu ülkelere kaçarak sığınmak zorunda kaldılar…  Bugün anlaşılmıştır ki, bir bölge de çıkan yangın sadece ö bölge halkını ilgilendirmiyor, komşu ülkeler ve hatta 3. ülkeleri dahi etkiliyor.

Türkiye öteden beri komşu ülkeler ve soydaşlarımız için güvenli bir liman vazifesi görmüştür. Başı darda kalan Anadolu’ya göç etmiş, Anadolu da onlara kucak açmıştır. Zaten Anadolu denmesinin sebebi de budur. Mazluma her zaman şefkat elini uzatmasıdır.

Yakın tarihimize bir göz atacak olursak Türkiye dünyanın en fazla sığınmacı kabul eden ülkesidir. Sınırlarımız da en uzun süren savaş 1980-1988 yılları arası Iran-Irak savaşıdır. Haklı hiçbir neden yokken komşu ili bu iki devlet sekiz sene birbiri ile savaştılar. Bu arada güçler bol bol silah sattılar, Blanca ise bir buçuk milyon civarında ölü, 150 milyar dolarlık bir silah faturası, savaş sonunda da borçlarını ödemeyince petrol kuyularına silah tüccarları tarafından ipotek koyma… Savaş devam ederken yerinden yurdundan edilen on binlerce insan Türkiye sığınmacı olarak başvurdu. İran –Irak savaşı sırasında Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürtler 1986 yılından itibaren Barzani – Talabani önderliğinde Irak’ı arkadan vurdular. İran’la işbirliği yaparak topraklarından, yaşadıkları Irak’ı hançerleyince, 1988 yıl Mart ayında Irak ordusu Halep’çe ve civarındaki yaşayan Kürtlere sarin gazı atarak katliama başlayınca, 12 bin kişi gazdan kaçarak Türkiye ye sığındı. Türkiye o tarihlerde bu Kürt sığınmacılara elinden gelen yardımı yaptı. Onların infak ve iaşesini temin etti, kendi lokmasından keserek sığınmacılara ikram etti. 40 yaş üzerindekiler hatırlarlar o tarihlerde sığınmacılara camilerden sergi suretiyle paralar toplandı. Fakat bu sığınmacılar içinde masum halk olduğu gibi Peşmerge ve PKK militanları da vardı. Bunlar sığınmacıları galeyana getirerek kamplarda isyanlar, başkaldırılar, emniyet ve devlet memurlarını rehin almaya kadar gitti. O gününün gazetelerine bakarsanız bu tür hadiseleri görürsünüz. Daha sonra 120 bin sığınmacının bir kısmı çeşitli Avrupa ülkelerine giderek, oralarda PKK yı güçlendirdiler Türkiye’nin aleyhine çalıştılar, bir kısmı da Türkiye de kalarak dağ çıktılar, ancak 70 bin kadarı Kuzey Irak’a geri döndü. Bu göç dalgası akabinde yine 200 bine yakın soydaşımızı 1989 yılında ağırlamak zorunda kaldık. Bulgar hükümetinin etnik ve dinsel baskıları nedeniyle soydaşlarımız akın akın Türkiye'ye göç ettiler. Türkiye bu soydaşlarımızı absorbe etti. En sonunda Esed’in zulmünden kaçan 1.5 milyon Suriyeli Türkiye ye sığındı. Bunların ancak 200 bin kadarı kamplarda yaşamakta 1 milyon üçyüzbinden fazlası da büyük şehirlerimizde serseri mayın gibi dolaşmaktadır…

Sığınmacı için hayat çok zordur. İlk önce gideceği ülke de kabul sorunu yaşar. Sığındığı ülkenin insanları onu kabul edecek mi yahut etmeyecek mi? Sonra ekonomik sorun başlar… İş bulma, çoluk çocuğunu geçindirme telaşı… Karnını doyurabilmesi içinde ucuz – pahalı ne iş bulursa çalışmak zorundadır. Bu sebeple de fırsatçılar, sığınmacıları her türlü sosyal güvenceden yoksun ve ucuz iş gücü olarak çalıştırmaktadır. Dolayısı ile bu  durum yerli iş gücü tarafından kabul edilmeyeceği içinde, yerli çalışanlar, işsiz kalacağından yerli iş gücü ve sığınmacılar çatışması olması da muhtemeldir. Önceleri pek üzerinde durulmayan bu sorun, sonraları büyük sorun olabilir. Sığınmacıların en büyük sorunu da, sığındıkları toplum insanlarına uyun sorunudur. Kendi yaşam tarzı ve kültürünü bırakmak zorunda kalan sığınmacılar, sığındıkları ülkelerin insanlarının yaşamı, örfü-adeti-inancı gibi unsurlara çoğu zaman yabancıdırlar. Çünkü aşıtlıkları kalıptan çıkıp, yeni bir kalıba girmek zorundadırlar. Yeni kalıp onları kabul edecek mi uyacaklar mı meçhul… Eğer sığınmacı yeni kalıba girmek isterse, düşüncesinden, yaşantısından fedakarlık etmek zorundadır.

Aksi takdirde, İyot gibi açıkta kalabilir.

Dileğimiz komşularımızda devam eden bu yangın sona ersin ve tüm sığınmacılar ülkelerine ve yaşadıkları mekanlara serbestçe dönebilsinler. Hey hat buda pek mümkün görünmüyor.Savaşlar nedeniyle atılan bombalardan dolayı çoğunun evleri-işyerleri ve belki de şehirleri köyleri yıkıldı. Harabe haline geldi. Hele hele bu geri dönüş aşamasında uyum sorununu çözen sığınmacıların, yurtlarına kolay kolay döneceklerini sanmıyorum. Zira iş bulmuş, iş yerini kurmuş, kendine yep yeni bir hayat kurmuş olan sığınmacıların ülkesine döneceğini tahmin etmiyorum. Kaldı ki Ortadoğu her zaman kanayan bir yara olmuştur. Geçici pansuman tedbirlerle üzeri kapansa da, en ufak bir dış müdahale ile bu yara tekrar açılabilir. Bu itibarla Ortadoğu da her an yeni bir karışıklık, yeni bir savaş ihtimali olduğundan sığınmacıların ülkelerine dönmeleri zor olduğu gibi, kabul eden ülkelerinde işi zordur. Umulur ki hükümetimiz bu zorun hakkından gelir. Taraflar için hayırlı bir sonuca ulaşırlar.

                                                                                               

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR