24 Ağustos 2017 Perşembe
ROTA BURSA

AK PARTİ BURSA İL BAŞKANI AYHAN SALMAN OLDU!

Tavşana kaç, tazıya tut...

"Van Minit"le başlayan Türkiye'nin karşı duruşu, ABD ve Batı'yı kuşkulandırdı. Yahudi lobisinin baskıları ile ABD Ortadoğu’daki politikalarını yeniden çek etmeye başladı. Zira artık karşılarında her dediklerini "emir" telakki edecek bir hükümet yoktu. Aynı zamanda Türkiye’nin nüfuzu da İslam Ülkeleri üzerinde iyice artmış, Ortadoğu'da dengeler de kendi aleyhlerine işlemeye başlamıştı.

Kuzey Irak yönetimi ile son zamanlar da başlayan iyi ilişkileri ve ekonomik işbirliği sonucunda, Kuzey Irak petrollerinin dünyaya taşınması ve pazarlanması hususunda yaptıkları işbirliği de hem ABD'yi ve hem de Batı'yı tedirgin etmeye yetti. Çünkü bugüne kadarki uygulamalarda Ortadoğu petrollerinin aslan payı ABD'nin ve dolayısı ile Yahudi sermayesinin elinde idi. ABD yarım ada üzerinde bulunan küçük küçük devlet – devletçik ve emirlikler üzerinde hegemonyasını kurmuş, başa getirdiği kukla  idareciler eliyle Ortadoğu petrollerini kontrol ediyor, yeraltı zenginliklerini istediği gibi sömürüyor  ve bu gücünü de Batı üzerinde açıkça hissettiriyordu. ABD’nin bu aşırı gücü Batı'yı da tedirgin ediyordu.

Kuzey Irak petrolünün Türkiye üzerinden Avrupa’ya nakli olgusu hem ABD ve hem de Batı'nın işine gelmedi. Belki de Türkiye’yi rahat bıraksalar Kuzey Irak – Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşan enerji hattı sayesinde, Musul, Kerkük petrolü bölgelerini de etkileyecek, buranın petrolleri üzerinde Türkiye’nin hakimiyeti ve kontrolü gündeme gelebilirdi. Türkiye’nin bu hamlesini sonuçsuz bırakmak isteyen ABD ve Batı, Irak – Türkiye ve Akdeniz üzerindeki enerji koridorunu Türkiye’ye kaptırmamak için yeni politikalar ürettiler. Bu amaçla da, kendilerinin dahi terör örgütü olarak kabul ettikleri PKK'yı, PYD adı altında pazarlayıp, piyasaya sürme kararı aldılar. Parasal ve silah yardımı yaparak önce Suriye’nin kuzeyine, Türk hududuna birleşik bölgedeki Kürtleri kışkırtarak isyan çıkarttılar. İç karışıklıklardan dolayı Beşar Essad'ın iktidarı sallantıya uğrayınca, Suriye hükümeti kuzeyde bulunan birliklerini, merkeze çağırdı. Bu otorite boşluğunu gören Kürtler buralarda PKK’nın uzantısı olan PYD önderliğinde bir çok kasaba ve köyü silah zoruyla zaptettiler. Buralarda kedilerinden başka insanlara yaşam hakkı vermediler. Arap kökenli olanlar iç bölgelere, ılımlı Kürtler de Kuzey Irak gibi bölgelere sığınmak zorunda kaldılar. Suriye’de Kürtlerin bulunduğu bölgelerde demokratik özerklik ilanı tamamlanınca, batılı dostlarının tavsiyesi ile bugün İsviçre'de uygulanan yönetim modeli olan Kanton sistemini örnek alıp, doğudan başlamak üzere önce 2014 yılı 21 Ocak'ında Cizre, 27 Ocak'ında Kobane ve en son  29 Ocak'ta Gaziantep – Islahiye karşısında Afrin kontonlarını APO’nun posterleri altında kurarak özerkliklerini ilan ettiler. Dolayısı ile Kuzey Irak’ta, Kandil'de Türkiye’nin Suriye sınırının tamamına da yerleştirildi. Suriye PKK'sına da silah yardımı yapan Almanya olmuştur. Sorsanız, "biz PKK'ya değil PYD'ye silah yardımı yaptık" diye cevap verirler. Zira bugünkü PKK’nın terör örgütü olduğunu onlar da kabul ettiler. Böylece ABD – Almanya ve Fransa’nın önderliğinde Ortadoğu'da huzursuzluk kaynağı olan bir PKK devleti kuruldu.

IŞİD denilen bir varlığın Suriye'de ortaya çıkması ve kısa sürede bu örgütün Musul gibi bir çok şehir ve kasabasına eline geçirdiği dönemlerde, ABD ve Batılı devletler hiçbir rahatsızlık duymadılar.  Uçaklarını havalandırıp bu bölgedeki IŞİD üzerine bomba yağdırmadılar. Dikkat edilirse kobani dışındaki IŞİD kontrolündeki bölgelere koalisyon uçakları bomba atmıyor. Ne zaman ki; IŞİD kontrolden çıkıp bizim Suruç hududumuz karşısında yaşayan bir kürt kasabasına yönelince tüm güçleri ile PYD’nin yanında yer alarak IŞİD mevkilerini günlerce bombaladılar. Halbuki Kobani'de yaşayan Kürtlerin tamamı daha IŞİD, "şehri boşaltın" diye haber gönderince palas-pandıras tamamı Türkiye'yi tercih ederek sığındılar. Hiçbirisi Kürt milliyetçiliği yapıp da karşı duruş göstermediler.Sığınmacılar içinden en az 50 bini savaşacak durumdaydılar. Ama can tatlıydı. Kaldı ki; IŞİD’in elinde su sıkıcı ve biber gazı yoktu. Türk askerini arkadan vuranların halini daha ilk günlerde kobani'den kaçanlarken gördük. İçlerinde biraz erkeklik yapıp tekrar memleketlerine gidenlerin de iki saat içinde çark ettikleri görüldü. Bugün Kobani denen kasabanın dünya üzerinde ne Batı için nede ABD için stratejik bir özelliği  yoktur. Belki de adını bile ilk defa işgalden sonra duymuşlardır. Ne oldu da Türkiye – ABD ve Batı Kamuoyunda kobani birdenbire popüler hale geldi?... Dikkat edilirse aylardır Türk kamuoyu ve hükümetimiz bu mesele ile meşgul ediliyor. ABD ve Avrupa'da her gün medya ve gazetelerde Kobani'den bahsediliyor?... Bunun tek bir sebebi var, o da "yanlış algı" uyandırarak toplumları gerçek olaylardan uzaklaştırmak. Kobani yalanı çıktı, İsrail tüm Müslümanların ilk kıblesi olan Mukaddes Kudüs'ü işgal etti, giriş çıkışları yasakladı. Mağdur ve masum Filistin halkı üzerine yeniden askerlerini sürmeye başladı. Uzakdoğu'da, Türkistan'da Çin mezalimini artırarak Müslüman Türk'ün sünnetini bile yasakladı, Özbekistan'da, Kırgızistan'da Müslümanlar üzerinde her türlü baskılardan kimse bahsetmiyor, daha yakınımızda olan Kırım'ı Rusya işgal etti, ses çıkaran yok… Bütün bunlar bana şunu hatırlatıyor,

Hani yaşlılarımız bilirler, eskiden doktorun olmadığı dönemlerde sünnetçi köye gelir toptan bir kesim işi yapılırdı. Keserken de sünnet olacak çocuğun biri ayaklarını tutar, birisi de belinden kavrar, tam kesim işlemi yapılacağı sırada, diğeri "bak bak tavan da fare var" deyince çocuk oraya bakarken ağzını açar rahat lokumunu çocuğun ağzına dayayınca da, sünnetçi aşağıdan işini bitirirdi. Zavallı çocuk kesimin verdiği acı ile lokumun verdiği sahte tatlar arasında kalırdı. O ağzına tıkıştırılan lokumu yerken, işi biter ve haberi olmazdı. Haberi olsa da iş işten geçmiştir. İşte bugün kamuoyunu aylardır meşgul eden Kobani de böyledir. Dünyayı idare eden küresel güçler, diğer milletleri "tavandaki fareye bak" hesabı sahte tatlarla meşgul ederlerken ve insanlar sahte algı operasyonları ile uğraştırılırken, kendi menfaatlerini daha büyük oranda gerçekleşeceğini sağlıyorlar. Kendi sömürü ve vurgunlarını sahte algı operasyonu ile gizliyorlar. Maalesef bu sahte algı operasyonları içinde, içimizdeki hainleri ve satılmışları kullanıyorlar.             

Unutulmamalıdır ki, Batı ikiyüzlüdür. Bugün menfaati varsa insanın yüzüne güler, candanmış gibi davranır. Ama kendi menfaatlerine hizmet etmeyeceğini anlayınca da, gözünün yaşına bakmaz, yarattığı canavarı kendi ellerli ile öldürmekten geri kalmaz. Batı'nın ve Batılı insanın karakteri eskilerin deyimiyle "tavşana kaç, tazıya tut" misalidir. Önce seni, sanki yardım ediyormuş gibi yüzüne güler, sevecen davranış biçimleri gösterir, yanından uzaklaştı mı da seni yok etmenin yollarını arar…

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR