21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Vah şehzadem

Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında yayınlanan muharref bir dizi de şehzade Mustafa’nın öldürülmesi olayı sosyal medya ve kamuoyu önünde çok büyük yankılar uyandırdı. Şehzade’nin ölüm sahnesinden sonra, bir kısım seyirciler oluk oluk Bursa Muradiye Külliyesi’nde metfun merhumun türbesine ziyarete başladılar. Hâlbuki bu Şehzade asırlardan beri annesi ve kardeşleri ile birlikte bu külliyedeki türbesinde yatmaktaydı. Ne hikmettir ki; dizinin vefat sahnesinden sonra birdenbire hatırlandı. Seyircilerin bazıları da günümüzde moda olduğu gibi “kaypaklık” göstererek yüzlerine karşı söylemediklerini, sanal medya üzerinde hakaret ve sövgülerini de hanedanın son mensuplarına ilettiler. Hâlbuki yıllardır ekranları meşgul eden olay bir TV dizisiydi. Tarihi gerçeklerle hiçbir alakası olmayan,  asılsız ve sadece reyting amacıyla çekilen bir dizi…

Hâlbuki dizinin karakterlerinin kimliklerine bakarsak hepsi de tarihi şahsiyetlerdi. Öyle ki; Osmanlı’nın zirvede olduğu bir dönemin padişahını, dizi üzerinden eşleri ve şehzadeleri ile birlikte topyekûn linç edilmesi girişimidir. Sahnenin sonunda, seyircinin zihnindeki algıya bakacak olursak, seyirci maalesef bu diziyi gerçek niyetine izlemiştir. Belki de çoğu seyirci padişah rolünü üstlenen artistin şahsına bile hakaretamiz sözler söylediğini dahi görebiliriz. Bu artist o sahneden sonra umumun geçtiği bir sokakta bile yürüyemez hale gelebilir. Burada medyanın insan üzerinde yaptığı etki veya olumlu ya da olumsuz tahribatı açıkça görüyoruz.

Biz millet olarak Cumhuriyetten sonra kendi tarihimizden uzaklaştırıldık. Sanki tarihte imparatorluklar kuran biz değilmişiz, 14 milyon km2’lik yüzölçümü ile zamanın süper gücü biz değilmişiz gibi, hüdayı nabit bir milletiz gibi geçmişle bağlarımız koparıldı. Koparılmakla kalmadı, geçmişimizi, tarihimizi inkâr ve tahkir bir moda haline geldi. Okullarımızda yıllardır, devletin resmi ideolojisini dayatan sözüm ona tarihçilerin yazdığı kitaplar okutuldu. Devrimlerle birlikte Türk harfleri kaldırılıp yerine Latin alfabesi dayatılarak toplumun tamamı bir anda cahilleştirildi.  Okuma yazma oranı taban yaparak sıfıra indirgendi. Böylece Türk insanının geçmişle olan tüm bağları koparıldı. Zamanla da komünist toplumlarda bile görülmeyecek tarzda tek tip bir insan modeli yaratıldı. Bazılarının isteği buydu.

Zaman geçtikçe bu millet bazı şeyleri sorgulamaya başladı. “Dayatmaların arkasındaki irade kimdi, neydi” gibi sorulardan da ileri giderek resmin görünmeyen arka planını da sezinlemeye başladı. Geçmişle aramıza sıralanan siyah perdeler birer birer açılınca bazı tarihsel hakikatler de gün yüzüne çıkmaya başladı. Bu perdelerin kaldırılmasında TV kanallarının tarih programlarının etkisi yadsınamaz. Bilindiği gibi son boş seneden beri tarihçi Murat, Bardakçı, Mustafa ARMAĞAN, Prof. İlber ORTAYLI, Prof Halil İNALÇIK,  Prof. Ahmet ŞİMSİRGİL gibi tarih alanında söz sahibi bilim adamları her hafta programlarında tarihimizi ve Osmanlı’yı tarafsız bir şekilde anlatmaya ve tarihi hakikatleri olduğu gibi ortaya koymaya başladılar.

Bu programlar milletimizde tarih bilincinin yeniden canlanmasına sebep oldu.  Geçmişimizle olan bağlarımız olumlu manada etkilendi. Artık Anadolu’nun en ücra köyündeki insanımız bile geçmişi ile barışmıştı. Zaten “geçmişimiz” dediğimiz Osmanlı, bizim iki kuşak evvelinden dedemizdir. Bir insan, dolayısı ile bir millet dedesine nasıl sövebilirdi?

Halkın Osmanlı’yla barışmasını istemeyen mihraklar bu dizi ile itibarsızlaştırma hareketine girdiler. Hiç kimse Şehzade Mustafa’nın öldürülüşünü sorgulamadı. Ne yaptı, neden ve niçin öldürüldü? Bunların cevaplarını almadan ölüm sahnesinin insan vicdanındaki duygusal tepkiyi ajite ederek, öldürtene kin besler oldular.

Hâlbuki tarihi olaylara bakıldığında, Şehzade Mustafa’nın Manisa’dan Amasya’ya gönderildikten sonra, ufaktan da olsa babasına muğber olmaya başladığı, ikballerini Mustafa‘nın tahta çıkışında gören etrafındaki yağcıların Şehzade’yi doldurdukları; İran Şahı ile dirsek temasına girerek mektuplar yazdığı, son olarak da Kanuni’nin, Rüstem Paşa komutasında İran üzerine sefere yolladığı orduyu Şehzade’nin durdurarak komuta etmek istemesi, Osmanlı yasalarına göre evlat da olsa affedilemezdi… Hele hele bugünkü Türkiye’nin 20 katı büyüklüğündeki bir toprağa sahip, dünyanın tek süper gücünün hükümdarının ordusunun seferi yarıda kesmek zorunda kalışı, çok büyük hata idi. Bütün bunları bilmeden, araştırmadan, her şeyi ile uydurma ve kurgu olan bir dizideki olaylar zincirine inanarak, bir lider kötülenemez.

Zaten bu dizinin amacı da, yeniden yeşermeye başlayan geçmişimize hayranlık duygumuzu baltalamaya yönelikti. Maalesef azda olsa menfi propaganda hedefine ulaştı. İşin garibi içimizdeki bazı gafillerin safiyane niyetlerle sahiplendiği dizinin Arap ülkelerine ve Türk-i Cumhuriyetlere İhracı sayesinde onlar nezdinde de Osmanlı ve dolayısı ile Türkiye’nin imajının zarar gördüğü açıktır. Aklıselim ile hareket ederek kendi tarihimizi TV dizilerinden değil, Tarih kitaplarından öğrenmeliyiz. 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR