21 Ağustos 2017 Pazartesi
ROTA BURSA

Yargıçların ayrıcalığı

Anayasamızda tanımlanan, “kuvvetler ayrılığı” denen süjenin tarafları, yasama, yürütme ve yargı erkleridir. Bu üç kuvvetin ikisi yasama ve yürütme, şeklen birbirinden ayrı gibi bağımsız görünse de aslında, karşılıklı etkileşim içindedirler.  Bu üç süjenin temel görevleri yasalarla belirlenmiştir. Birbirlerinden bağımsızdırlar.

Ancak bu bağımsızlık, “bana kimse dokunamaz, her şeyi ben yapabilirim” manasına gelen bir sorumsuzluk değildir. Uygulamaya baktığımızda kanun yapma yetkisini haiz yasama organı, halka karşı sorumludur, yetkisini halktan alır ve yaptıkları her faaliyetin denetleyicisi halktır. Keza yürütme dediğimiz, hem parlamentoya ve hem de halka karşı sorumlu olup, gerektiğinde seçim dönemlerinde halk seçmemek suretiyle denetim görevini yerine getirir.

Ne yazık ki; Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren halkın iradesine İpotek koyan despot rejimler bürokrasiyi ve yargıyı tamamen denetimden uzak, sorumluluğu olmayan kurumlar olarak tanzim etmişlerdir. Memurların yargılanmaları genel yargıya değil özel yargıya tabidir. Cezai işlemleri tamamen memuru –muhakemat yasasına tabidir. Yargıçların eylemlerinden sorumluluğu ise tamamen Yargıtay ve HSYK ya bırakılmıştır. Sokakta gezerken normal olarak işlediği suçlardan dahi yargılanmaları mümkün değildir. Bugün bir yargı mensubu açıkça bir trafik kuralını ihlal etse, polis ceza yazamaz. Bilmeden mobese kayıtlarına dayanarak ceza makbuzu düzenlerse, yargı mensupları mesleki dayanışma içerisinde, meslektaşlarına kesilen cezaları kaldırmaktadırlar. Aynı durumdaki normal vatandaşa kesilen trafik cezalarına itiraz edilse bile belki % 5 kaldırılabilmektedir. Trafikte suç işleyen bir yargıca alkol metre tatbikatı da yaptırılamamaktadır. Alkol metreye üflemeyen normal vatandaş 2.000.TL ceza öder. Ancak kendini ayrıcalıklı gören yargı mensubuna, sadece tutanak tutup, Yargıtay ilgili dairesine gönderebilirsin.

2009 ve 2011 yılları arasında ülke çapında mobese den 800 yargı mensubu hakkında ceza tutanağı tanzim edilmiş, itiraz üzerine 635’i iptal edilmiştir.

Dünyanın her yerinde özel öneme haiz bazı kamu görevlilerine bir kısım ayrıcalıkları tanınmıştır. Avrupa Konseyinin imtiyaz ve muafiyetlerine dair sözleşmenin 4. maddesi gereği “Ayrıcalıklar ve dokunulmazlıklar, yargıçların kişisel çıkarları için değil, görevlerini bağımsız olarak yapabilmelerini güvence altına almak amacıyla verilmiştir. Bu dokunulmazlığın, adaletin yerine getirilmesine engel oluşturduğu ve dokunulmazlığın tanınma amacına zarar vermesi durumunda kaldırılabileceğini” öngörmektedir. Hatta Avrupa hukukunda protokolün 5. maddesinde mahkeme yazı işleri müdürlüklerine dahi bir takım ayrıcalıklar tanınmıştır.

Ancak bizde bu ayrıcalık ve dokunulmazlıklar zamanla bürokrasi tarafından suiistimal edilmiş, anayasanın kanun önünde herkesin eşitliği ilkesini çiğner biçimde kullanılmıştır.

Bilginin verildiği, ama düşünmenin verilmediği bir sistemden, özgür düşünce ve bilim adamı yetişmez.  Üniversiteyi bitiren ruhsuz robot endüstrisine mühendis olarak yetişiyor. Doktorundan, yargıcından din adamına kadar, herkesin hayat merkezine kapital yerleşmiş, Her meslek mensubu dünyadan daha çok nasıl nemalanabilirim düşüncesinde. Sonuç da her şey insan kalitesine etiketleniyor. İsimlerinin önünde bir sürü unvanlar ekli nice bilim adamı, kendinden ve yaşadığı çevreden bi haber. Onun içindir ki bir kanun çıkarılırken hukukçumuz, kendi aklı ve bilgisi yerine hemen o konudaki batı yasalarına bakma yolunu tercih ediyor. Memlekette bir sürü ziraat fakülteleri var ama elmamız golden, starking, Granysmith, portakalımız hala yafa ve Washington isimleri altında üretilebiliyor…

Sonuç olarak kaliteli insan yetiştiremediğimiz için marif sistemimiz ha okul olmuş, ha dershane bir şey fark etmiyor. Eskilerin dediği gibi “Benim oğlum bina okur, döner döner bir daha okur”.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR